11 Mayıs 2010 Salı

Kutsanmış Tapınak ve İsimler


Kafamızda canlandırdığımız, hayal gücünü çalıştırarak çağrışımlarımızla güçlendirdiğimiz maddelerin “isimleri” kendine yüklenen bilinmezlik imgeleriyle doludur. Bizim için gerçekleri işaret eder. Hayatın ta kendisi ve en derin anlamı gibidir. Okyanusların en derinliklerinde yaşaması güç canlılara yaşama gücü veren sert, kendine özgü yaşam ışığı gibidir.

Diğer yönüyle bizi bilinmezliğe sevk eder. Gizeme ve daha derine iter. Bilinmezle gerçekliği özdeşleştirmeye zorlar. Aklımızın içinde anlamlıca tuttuğumuz isimler o maddelere, şehirlere, nehirlere, benliğimize, kavramlara ve sayısız pek çok şeye kişilik kazandırmakla kalmaz. O isimden koparıp atamadığımız bir ruhu aramaya gideriz. Artık bir ruh gezginiyizdir.

Bu isimler yaşadığımız iç ve dış dünyaya sirayet eder. En çok da iç dünyamıza ve zihnimizde yaşadığımız hayata.. Her şeyin bir ismi vardır. Bazen, isimlerin arkasına gizlenmiş olan “şey”, kendisini besleyen hayal gücünün gelişimine bağlı olarak gelişir. Onunla büyür. Katlanır. Yoğunlaşmaya devam eder.

Ve de değişir.

Ama ismin karşılık geldiği gerçekliğe yaklaşırsak o “şey” solup gider. Çünkü isim artık bu gerçekliği yansıtmaya başlar. Oysa bu gerçeklikte o “şey”den eser yoktur. Gerçeklikten uzaklaşırsak “şey” yeniden doğabilir. Yakınında durmaya devam edersek, “şey” ve onunla birlikte isim de kesin olarak ölür.


Hayal gücünü çalıştırarak hissettiğimiz, algıladığımız hazların gerçek olması, hiç gerçekleşmemiş olup sadece ruhumuz ve kalbimizde yaşatılmış, kurgulanmış olmasından daha az zevk verir.

Nasıl peki?

Bir melodi kulaklarımıza çalınmaya başlar. Dış dünya ile tüm irtibat kesilir. Sadece sen varsın.

Sadece sen..

Bir de melodiler ve de hayal gücün.

Sen, ruhun, kalbin ve melodiler dışında hiç kimse giremez o kutsanmış, yasaklanmış tapınağa. Ortalama birkaç dakikalık melodinin daha ilk saniyeleri diğer ruhların asla göremeyeceği gizli bir tapınak yaratır beyninde. Sürekli değişir durur melodiler.

Boğazın düğümlenir. Haykırmak istersin. İçin sıkışır. Bir yerleri yumruklamak istersin hazdan. Beş-altı saniyelik bir geçişi bile yeter, ruhunu zirvelerin en tepesinde bulabilmen için. Hiç kimse senden güçlü değildir o an.

Hiç kimse!

Hiç kimse hissedemez bunu, senin derin benliğinden başka. Kalbinin içinde çok büyük bir imparatorluk kurduğunu hissedersin. Kansız, savaşsız ve uğraşsız. Çevrendeki muhteşemliklere bakarak adımlarsın, usul usul..

Nefesin kesilir. Sayısız düşünce boğar seni, hazdan haza atlarsın. Öyle şeyler hayal ettirir ki sana..

Ama…

Ama işte o an, aklında canlandırdıkların ve o melodi boyunca hayal gücünde yaşattıklarını gerçeğe dökmüş olsaydın aynı hissi alamazdık. Aynı zevki vermezdi. Muhakkak bir şeyler eksik olurdu. Sihirli sesler eksik olurdu. Adrenalini yükselten ve ruhu yücelten..


Belli bir çevrede yaşadığımızı varsaydığımız hayat, tecrübeden o kadar farklı bir kaynaktan doğuyor ve bizlere o kadar özel olması gerekirmiş gibi gelir ki, bazı gerçeklikleri bulabileceğimizi hayalimizden geçiremezdik. Kabul etmek gerekir ki, zihin bir takım zorluklarla karşılaşır olurdu. Anlaşılmaz muammalarla doluymuş gibi. Her zaman olduğu ve bizi dar bir alana hapsettiği gibi.

Ama yüce ve ulvi sesler kulaklarımızın en derin hücrelerine nüfuz ettiği an şüphe denen şey kalmaz. Hayatı çözdüğünü düşünürsün. Bundan daha ötesinin olamayacağını. Daha fazla zevkin mümkün olamayacağını. O minicik deneyim bile on yıllık hayat öğretisine eşittir tadındadır. Öyle hissettirir.

Daha birkaç zaman önce allak bulak eden, derinliğe sokan, farklı yönlere gitmemize ön ayak olan izlenimlerimizin, şimdi gözümüzde pek bir değeri yokmuş gibi hissettirmesi gibi..

Melodiler ruhumdan uzaklaştığı an hayal gücümün seçer gibi olduğu değerli parçacıkları yakından seyredebilme isteğim, eskisine göre daha az tutkulu olmaz. Ne var ki hayal gücüm onları artık büyük bir sanat gücüne sahip perdeden saymaz, gerekli tonlamayı bulamaz.

Yaklaştırırsın, gücü hissedersin..

Uzaklaştırırsın, tonlamayı bulamazsın..

Ruhun hayal gücü ile bağdaşıklığı ortadan kalktığı an inancım ve arzum bir tapınmayı getirmez, ruhumun derinliklerindeki kutsanmış tapınakta.

Gerekli tonlamaların kalbimdeki sureti, sararıp solar.

Sanatı zayıflamış, ufalmış olur.

Derin bir ruh taşımaz artık içimde…


Aslında benim gözümde mutlak bir varlığa sahipler. Gündelik yaşayışlar dünyasının çok ilerisinde, derinliklerinde ve bilinmezliklerinde yer alıyorlar. İçimde kendi başlarına var oluyorlar.

Benim onlara doğru gitmem gerekiyor. O sihirleri elimden geldiğince anlamaya çalışacaktım. Gözlerimi, ruhumu iyice açsam da kim bilir çok azını sindirebilecektim.


Kendi hayatımın değersizliği hiçbir önem taşımıyordu bunların yanında. Çok şeyin ötesinde daha somut olan, yaklaşılması zor ve tamamen ele geçirilmesi imkansız olan bu gerçekler, mutlak bir biçimde varlar. Hayatın kendisi gibi. Bu tür izlenimler bir anda gelir. Bazen anlıktır. Bazen beş dakikalığına sürer. Bu süre ne kadar uzarsa, uzun dakikalara erişirse o noktadan sonra hayatın nasıl bir şey olduğuna dair sorgulamalara bile gerek duyulmaz. Hayatın en derin noktasına erişmişsindir.


Bir çok kusurları veya çirkinliği örten…

Gündelik bayağılığı ve yapmacıklığı yok eden…

Yenilmez biçimde saflığın, sanatçılığın doğal sesi olmayı sürdüren…

Söylenen dizelerde duygunun yerle bir olduğu akustik bir doluluk ve ruhsal yolculuklar bütünü…

Ruh gezgini..

Kutsanmış gizli tapınağında..

2 yorum:

Knock knock dedi ki...

O ilham anını biliyorum! öyle bir an ve duygu ki, herşey bir anda sadece senin bilginde oluveriyor. Dünyada "anlamak, hissetmek ve yaşamak"tan daha öte birhaz yok gibi. ruhun orgazmı gibi birşey değil mi..
Nefis bir anlatım olmuş bu arada, bayıldım.

Atilla Çelik dedi ki...

Teşekkür ederim Selen hanım yorumlarınız için. Bu tür ilham anları bir anda geliyor. Ne zaman vuracağı belli olmuyor. Beni de çok ama çok sevdiğim müzik gruplarından biri olan Nevermore'un yeni albümü vurmuş ve bu kelamlara sebebiyet vermişti. İlham geldiği an kimse durduramıyor sizi. Bazen bu bir şarkının 10 saniyelik kısmı için de oluyor, tek bir şarkı için de. Bir bakmışsınız tek bir şarkı için 10 sayfa haykırmışsınız. Proustyen his böyle bir şey. :)

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails