18 Mayıs 2010 Salı

Terra Incognita


Yerkürenin her metrekare toprağına farklı farklı benliklerle dağılmış durumdayız. Yakından baktığında yaşamın en önemli varlığı. Kuşbakışı yukarı doğru uzaklaştığında ise bir karıncadan farksız bile olmayan. Biraz daha uzaklaştırdığında ise mikrop halini alan, görünmez olan.

Ne kadar garip değil mi?

Gökyüzünde karınca ve mikrop olarak gördüğümüz insanoğlu, gökyüzü ve uzayın ulviliği karşısında çok değersiz görünür gözümüze birden. Yüzeysel ve anlık bir yaklaşımdır bu bakış açısı. Ama biraz yaklaştığında, aurasına sokulduğunda bir hiç olmadığını ve binlerce bilinmez denklemden oluşmuş, ruhi ve karakteristik duygulardan örülmüş karmaşık bir mekanizmadır gördüğümüz. Asıl ürkütücü ve korkunç olan da ilgili karmaşık yapının kabaca altı milyar benlikten oluşmasıdır mutlusundan manyağına, sapığından erdemlisine kadar.

Yüzü sürekli gülenler olduğu gibi açıklanamaz dürtülerle aniden parlayan sinir hastalarından da dem vurabiliriz. Adı üstünde manyaktır bunlar. Sanılanın aksine kendi seslerini ve iç dünyalarını en az dinleyenleridir. Kaplarına sığmamazlıklarıyla nice hataların ağından kurtulamazlar, dev örümceğin ağına kapıldıkları gibi. Bir anlık parlayarak hatalı olduklarını o kadar muhakeme etmişlerdir ki iç sesleriyle, bir noktadan sonra hiçbirine önem vermez olurlar. Psikopatlığı seriye bağlarlar. Jeffrey Dahmer bile sütten çıkmış ak kaşık kalır yanlarında. Eğer sinir sistemleri sürekli alarm verirse bir noktadan sonra kulak vermemeye başlarlar.

Manyaklık bu ya, en sinirli anlarda bile hassasiyetin okyanuslarında kulaçlama akarlar. Delice bir histerinin peşinde yüzercesine. Bu histeri gerçekleşince acı ve sallantıyı hissederler ama garip bir mutluluk dürtüsü de kaplar içlerini. İnsanoğlu olarak ruhumuzda mazoşistlik de yer ediyor icabında.

Sinister gibi Sadistic Intent öfkelenmeleri ve gaddarlığının peşinden gidemez insanoğlu sadece. Deliliğinden beslenerek mutluluğa erişmesini de bilir. Bu zihinsel bir devrimdir aslında. Baktığı ufacık bir ayrıntıdan zevk alabilmek, okuyup yazabildiği eserlerden çıkarımlar yapabilmek, sembolist ruh dehlizlerinde yüzerken bunları kaleme alabilmek.

Harflerle kaplı, küflü ve eski kağıt kokulu bir sayfa..

Düşünce ya da zihin gördüklerini veyahut okuduklarını hemen özümseyemez. Duraklar bir an. Algılamaya çalışır. Okumayı ya da yazmayı bitirir bitirmez iyice düşünmeye başlar. Bir saplantı haline büründürür. Kendini ve söylemlerini öyle seversin ki, tekrar tekrar okursun. Kendini..

Mutluluğu tadarsın defalarca.. Öte yandan hüznü ve melankoliyi..

Hayat, işte bu gibi ince ve ufak şeylerden gizli dünyaları yaratan ve astral yolculuklara çıkan sevgi dolu, hassas, manyakça, ruh hastasıca ve bundan dolayı umutlu insanların daima bekleyebileceği mucizeler ve gizemlerle doludur.

Bazen yaşadığımız mucizeler, zihnimizce yapay olarak da yaratılabilir. Bunun olması fazlasıyla mümkün. Aslında kuşbakışı bakıldığında önemsiz görülebilecek insanoğluna, iç benliğinin büyüsüyle yaşanan mucizeler tamamen gerçekmiş gibi görünür. Bizlere sunulur. Bir sihirbazın tek bir hamleyle avucunun içinde mavi auralarla kaplı ışık topunu görünüme sunması gibi..

Hayatta ve hayat ile çelişen durumlarda bütün gizeme ve mucizeye ilişkin olaylarda en iyisi kendini fazla kasmamaya ve zorlamamaya çalışmaktır. Anlamak için.. Çünkü nasılsa, acımasızca beklenmedik olduklarından, mantık kurallarından çok sihirli kurallara göre belirleniyor gibidirler.

Yüzeysellikten sıyrık ve uzak yaşayanlar kendi etraflarına garip bir aura örerler. Keskin çizgilerle bezeli. Bir bilinmezlik alanıdır bu. Bu alanın içine giremeyenler, aklına getiremeyecek olanlar için söz konusu olan; karanlık, mutlak bir hiçliktir. Ama gariptir ki, o alanın içinde bulunan kişi için en küçük ayrıntıyı bile görebileceği terra incognita’dır..

Hiç yorum yok:

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails