30 Temmuz 2010 Cuma

Neymiş? 2-2 Diye Dalga Geçmemek Gerekirmiş!


Bazen gerçekleri konuşmak gerekir. 2-0 öne geçtiğiniz bir maçta ve bana göre o kadar da kötü oynamadığınız, özellikle ilk yarı gayet iyi kotardığınız bir maçta, haybeden iki golü kalenizde görerek tur şansını zora sokmak oldukça sinir bozucu. Böyle bir durumda moralinizin bozulması kaçınılmaz. Futbolun garip bir şey olduğu gerçeğini en başından kabullenmiş durumdayız. İlk yarı boyunca öyle ya da böyle fena top oynamazsınız. Bir çok pozisyona girersiniz. Olmadık goller kaçar. Direklerden, çizgi üstündeki adamlardan döner toplar. Ikına sıkına zoraki iki gol bulursunuz. Ama Türk futbolunun klasik bir hastalığı vardır. Ikına sıkına goller bulmuşken, altın tabakla rakibe bir armağan sunarsınız: Haybeden yenen iki gol. Hem de oldukça basit bir şekilde.. Rakip elini kolunu sallaya sallaya, kendisi bile şaşırarak iki tane golü bırakır kalene. Onlar bile neye uğradıklarını şaşırırlar. Yenen gollerin aptallığını konuşmaya bile gerek yok.

Şimdi bir çok kişi Mehmet Batdal’a demediğini bırakmayabilir ama bu sonucu Batdal’a bağlamak zaten futbolun ruhuna hakaret. Mehmet Batdal çıktıktan sonra rakibin ne kadar kolay geldiğini unutmamak lazım. Kewell bu takımın futbol zekasıdır. Bu hiç tartışılmaz. Ama ileride rakibe en çok basan Batdal’ın dışarı alınması ve Kewell’ın futbol stili bir araya getirilince, rakibin topu çıkarırken daha az zorlanacağını tahmin etmek zor değildi. Batdal goller kaçırmış olabilir ama bir çok pozisyona giren kişinin o olması, biraz da fizik avantajları ve iyi pozisyonlar almasının etkisidir. Arda’nın attığı ilk gol öncesi Arda’nın önünün oldukça açık olmasının iç yüzünü anlamak isterseniz, Mehmet Batdal’ın varlığı ile rakipten üç kişiyi kendisine yapıştırdığını görebiliriz. Bu da bir kelebek etkisi..

Rijkaard’ın neden böyle bir kadro tercihinde bulunduğunu sorgulamadım değil. Bu işin mantığını çözmeye çalıştım bir nebze. Rakip bir Sırp takımı. Genç, fizikli, yetenek olarak yoksunlar ama takım disiplini ve fizik güç anlamında diri bir takım. Böyle bir takım karşısında daha çok teknikle oynayan oyunculardansa fizik olarak onlara karşı koyabilecek oyuncuları orta sahaya yığmayı bir an için mantıklı bulabilirim. Burada en çok sorgulayacağım şey, madem ortaya fizik olarak bir güç koymak gerekiyor; üç haftadır takımla birlikte çalışan Cana’ya neden yer açılmaz? Ayhan bazı hatalarına rağmen yeri geldi oyunu iyi açtı, önemli paslar attı. Mustafa Sarp da sürpriz bir şekilde sol içte oynayarak ileriye katkıda bulunduğu anlarda, ön libero olarak oynadığı oyununa nazaran az çok bir verim sunmuştu ortaya. Fakat Barış’ın takıma ne gibi bir katkıda bulunduğunu çözemedim. En azından Barış’ın yerine Cana ile başlanabilirdi.

Pino için bir şeyler söylemek şu an için erken. Pino’nun ana özelliğini anlamak zor değil. Topla çok hızlı. Israrla rakibin ters tarafına çalımlar atıyor. Fuleli ve sprint özellikleri var. Teknik bir oyuncu olduğu gerçeği de var. Hızıyla önemli işler yapabilecek gibi görünüyor. 30 dakikalık oyunundan anladığım bir şey varsa o da final pasları konusunda eğitilmesi gerektiğidir. 30 dakikalık oyunu boyunca kaçak güreşmedi ve sorumluluk alarak oynamaya çalıştı. Arkadaşlarıyla tam bir uyumu olmadığı için zamana ihtiyacı olduğunu söylemek mümkün.

Dün sahaya çıkan takım üzerinden konuşmakta fayda var. Bu kadro bir daha bir arada oynayabilir mi? Ben pek sanmıyorum. Sonuçta geçen yılki takımdan hiçbir farkı yoktu. Geçen yıl yaşanan sıkıntılar bu oyuncuların yapılarından kaynaklanmışken daha farklı bir görüntüye şahit olmayı fazla bekleyemezdik. Fakat yeni gelecek ve takıma eklenecek oyuncuların varlığını düşündüğümde misal Ayhan-Barış-Mustafa’lı bir orta sahanın bir daha olmayacağını düşünüyorum. En azından düşünmek istiyorum. Çünkü Cana’yı tamamlayacak bir box to box’ın yakında açıklanacağını düşünüyorum. Sürpriz olarak bir sol bek ve playmaker takviyesi de olabilir. Box to box haricindeki elemanlar genç olacak gibi.

Dünkü kadroya bakarak büyük bir umutsuzluk ve moral bozukluğu yaşanması doğal. Sezon boyu bu sıkıntıyla boğuşulacağı umutsuzluğuna kapılmamalı. Çünkü orta sahaya takviye edilecek isim gerçekten fark yaratacak bir isim olacak. Orta saha gerçekten kimlik değiştirecek. Burada tek tartışılması gereken transferin uzaması, Baros’un gecikmesi ve ideal 11 uyumunun ne kadar zamanda sağlanabileceğidir. Eğer tur kaybedilirse neler olur, düşünmek bile istemem. Ülkemiz futbol gerçeğinde bu baskıyı kaldırabilmek Şampiyonlar Ligi Kupası’nı kaldırmaktan bile zor olacaktır.

Ben yine de rövanş için o kadar umutsuz değilim. Ali Sami Yen’deki hataya düşülmeyeceğini ve Galatasaray’ın turu geçeceğini düşünüyorum. Fakat sorgulanması gereken konulardan biri, Rijkaard’a basın toplantısında “eğer elenirseniz Galatasaray tarihine geçeceksiniz” gibi ortalığı karıştırıcı ve kafa bozucu saçma sapan bir cümlenin bir gazeteci tarafından yöneltilmesidir. Bu soru bile değildir ve bu cümlenin iç yüzünü şahsen anlayabilmiş değilim. Bu bir gazetecinin etmesi gereken bir laf değildir. Klasik Türk futbolu zihniyeti demekten başka bir şey gelmiyor aklıma. Rijkaard bir hata yapmış olabilir ama zihinleri böyle saçma bir cümle ile bulandırmak, nerelere hizmet ediyor iyi biliyoruz.

Arda?

Onun için söylenecek bir şey yok. O olmazsa Galatasaray’ın hiç tadı olmayacak gibi. Umarım hep böyle devam eder.

6 yorum:

Code-444 dedi ki...

Çok üzücü bi sonuç tabi bu skor. Rakip buraya kadar demişken; altın tepside sunulan iki gol. Bilmiyorum bi tek ben mi öyle düşünüyorum ama Ayhan dünkü maçta öyle hatalar yaptı; öyle yerlerde toplar kaybetti ki...Yeter ''box to box'' çabuk gelsin artık dedim. Elano keşke şu takıma daha erken katılabilseydi. Cana, Pino, Kewell da ilk 11 de başlamalıydı bana göre, ki o zaman ilk yarı 1 değil 2-3 tane atabilirdik. İkinci yarı Batdal oyuna girerdi, Serdar ile birlikte. Savunma direnci gelirdi. Kötü oynadığımızı ve bu skoru hak ettiğimizi düşünmüyorum -hele ki FB ve BJK'nin oynadığı futbola göre- ama rövanş için içimin çok rahat olduğunu söyleyemem. Şans da olmalı bazen. Bu arada kaptan fena oynamadı, 2 tane de kritik gol attı ama oyundan kopmaları takıma öyle bi yansıyo ki; O olmadan Cimbom çok zorlanıyor. Kewell'a ne söylenir bilmiyorum. Sanki santrofor doğmuş. Zekası diye diye adamı Einstein yaptık ama herif biliyo işte bu oyunu. Parladı yine her zamanki gibi. İlk yarı onunla başlansaydı çok daha farklı olurdu. Pino için henüz erken olmasına rağmen Serdar Özkan'dan çok daha etkili bi kanat oyuncusu bence. Tabi Kewell'ın oyuna girişi onu daha rahat pozisyona soktu. Girer girmez hücumda epey etkilli oldu. Serdar Özkan; Pino için iyi bi alternatif olucak sanırım. Yetenekleri doğrultusunda oynayamıyor. Zaten oynayabilse şu an Avrupa'da idi. Sarp bildiğimiz gibi mücadeleci, fena da oynamadı ama bir yere kadar. Ondan sonra olmuyor işte. Cana son dakikalarda girdi oyuna. Takımın şu haliyle çok etkili olamaz ama -dilimizde tüy bırakmayan- bir box to box ve Neill'a bi eküri bulunabilirse Rıdvan Dilmen'e yorumculuğu da bıraktırır. Cana sıradan bir oyuncu değil!!. Zamanla görücek herkes. Son olarak ne olursa olsun her zaman: GALATASARAY'IN OLDUĞU YERDE HER ZAMAN UMUT VARDIR !!!

Just Frank dedi ki...

Selamlar.

Geldiği günden bu yana kendisine olan heyecan ve inancımda herhangi bir azalma yok. Ancak, dünkü basın toplantısında söylediği bikaç cümleyle ilgili kafamda bi takım soru işaretleri oluştu ya da oluşturuldu.

Evet, Rijkaard'dan bahsediyorum. Dünkü basın toplantısında söylemiş olduğu, "Oyuncularım maç 2-0'ken dahi oyunu hızlandırmaya çalıştılar, taç atışlarını çabuk kullandılar ve oyundan çıkarken bile koşarak çıktılar" cümleleri nasıl yorumlanmalı?

Ben bir FR savunucusu olarak olaya olumlu yönden baktığımı (belki de objektif bakamıyorum) söylemeliyim. Ben bu sözleri, Türk futbolcusunun duygusuyla değil aklıyla oynamayı öğrenmesi gerektiğini daha geldiği ilk günlerde belirttiği gibi 2-0 öndeyken akıl biraz daha devreye girmeli, oyun ayağa bol pas yaparak soğutularak ya bu skor korunmalı ya da rakip üzerinize çekilerek bir 3. gol bulunmalı şeklinde yorumladım.

Ancak belli bir kesim aksini düşünüyor ve "2-0 OFK gibi bir takım karşısında GS gibi büyük bir takımın koruma futbolu oynamasını gerektircek bi skor değil, biri FR'a GS'nin büyüklüğünü anlatmalı, GS hiçbir zaman defans yapmaz, biz ne nice takımları bu stadda yendik ve onlar da bile 2-0'ı korumaya yonelik oynamadık vs." şeklinde görüş belirtiyor.

Sizin görüşünüz?

Atilla Çelik dedi ki...

@Just Frank,

Merhaba. Güzel düşünceniz için teşekkür ederim.

Futbola geniş anlamda bakan ve nefret gözlükleriyle bakmayanlar için Rijkaard'ın orada neyi kastettiği çok farklı aslında. O kurduğum cümleler defans yapalım, skora yatalım düşüncesi değil. Skoru bulduktan sonra takımın daha akıllı, daha kontrollü, topa daha fazla sahip olarak oynaması ve skor avantajına da sahip olmanın getirisiyle daha aklı başında hücum oynanmasına dair bir görüştür Rijkaard'ın deklare ettiği.

Eğer Rijkaard'ın kastettiği şu akılcı şeyi hala golleri bulduktan sonra kale önüne kapanalım, defans yapalım olarak algılayanlar varsa bu onların sorunu. Arada zeka farkı var bir kere. Rijkaard'ı ve Galatasaray'ı alaşağı etmek isteyen herkes adamın her lafını anlamsız şeylere çekip duracaktır.

Skorları bulduktan sonra o skoru koruyamamak, kontrol futbolu oynayamamak, iradeli ve sağlam oynayamamak Türkiye'nin yıllardır en büyük sorunu. Adam Türk futbolunun en büyük sorunlarından birine ışık yakıyor aslında. Ama ısrarla adamı anlamamakta direniyoruz. Çünkü biz skor milletiyiz.

Code-444 dedi ki...

Aykut'a yapılan linç girişimi de var ortada. Çok da temelsiz olmamakla birlikte abartılı buluyorum. Aykut yetenekleri sınırlı bir kaleci. Ufuk Ceylan gibi kaleci olmak için doğmamamış mesela. Bunların hepsi kabul. Ama Aykut mu verdi bu maçı?? Bakalım.

İlk golde hiçbir hatası yok; auta giden top savunmaya çarpıyor tam köşeye gidiyr. İkinci golde pozisyon alırken kritik bir hata yaptığını kendi de kabul ediyordur zaten. Ama kalenin hemen dibinden rahatça topa vurduran defans bloğuna ne demeli ??

Galatasaray'ın sorunu sadece kaleci, orta saha, forvet hattı vs. eksikliği değil kesinlikle. Takım, Skibbe döneminden beri gerek Avrupa maçları olsun gerek Süper Lig olsun; iyi bir futbolla önde olduğu bir maçta rakibi birden skora ortak edebiliyor. Bunun kaynağı da büyük ölçüde ''dirençsiz orta saha''. Neticede hücum futbolu oynuyor bu takım. Eldeki kadro buna yatkın bir kadro değil pek. Kontrol futbolu oynamasını kontrol kendiyden beceremeyen bi takım oluyor Galatasaray zaman zaman. Çözülmesi gereken sorun budur.

De Santics, Aykut, Ufuk, Leo Franco... Hiçbiri Buffon falan değil tabi de; De Santics'in Napoli'deki performansı ortada. Kaleciler sihirbaz değil, Aykut'un eksikleri olduğu bir gerçek ama takımın gerçekleri de buna zemin hazırlıyor. Mondragon çok mu yetenekli bir kaleciydi ?? Volkan Demirel ve Hakan Arıkan ekstra birer maç çıkardılar, Aykut çıkaramadı. Rijkaard neden Ufuk'la başlamadı bu da ayrı bir soru işareti...

Atilla Çelik dedi ki...

@Code-444;

2-2'lik skorun Aykut'a bağlanması gerçekten yanlış olur. Hemen hemen bir çok insan 2-2'lik skorda Aykut'a bayağı pay biçerken ben böyle bir şey yapmadım. Hatta işin ucunu Batdal'a uzatanlar için de böyle bir şeyin futbolun ruhuna hakaret olduğunu söyledim. Takım olarak hata yaparsınız, takım olarak maç kaybedersiniz. Skorun 2-0 iken bir anda 2-2 olması tek başına Aykut'a yontulamaz.Pekala kornerden top gelirken rakip oyuncunun kafayı vurduğu noktada tek bir oyuncu bile yoktu ki asıl sorgulanması gereken şey budur.

Ülke futbolunun en önemli sorunu yeri gelince dirayetli, kontrollü ve sabırlı futbolu oynayamamaktır. Maalesef sabırlı oyunla aramız pek yok. Millet olarak da her alanda sabırsızız. Bizde ateşlilik var ve hurra futbolu bizi daha fazla heyecanlandırıyor. Öne geçtiğin bir maçta daha kontrollü ve topu daha ayağında tutarak oynamaya başlayacağına ve her şeyden önemlisi konsantrasyon düzeyini arttıracağımıza tam tersini yapıyoruz. Üstdüzey kondisyonlu olmak da çok önemli aslında. Çünkü bir insan çok yorulduğu zaman beyni bedenine hükmedemez ve söz dinletemez. Bu da öyle bir şey.

Code-444 dedi ki...

Yok sen her zamanki gibi harika yazmışsın abi de; Galatasaray taraftarlarının çoğunda böyle bir görüş hakim:) Umarım beni yanlış anlamamışsındır. Yukarıda yazdıklarım ''Günü Kurtaralımcılara'' kendimce yazdığım bir eleştiriydi.

Maçı kaydetmiştim, bir daha izleyince Neill'ın şu takımın neden çok önemli bir parçası olduğunu çok daha iyi anladım. Ali Sami Yen'de çıktğı ilk maçtan beri bu adam takımın omurgası, taraftarı da, yönetimi de, teknik heyeti de, takım arkadaşlarını da ''rahatlatan' bir nevi emniyet amiri. Servet'e bakıyorum: Sürekli birilerinin peşinde veya topla debeleniyor. Ağır kalıyor. Hırsı da olmasa katkısı iyice azalacak. Beyniyle değil yüreğiyle oynayabiliyor sadece. Neill ise topa hakim, minimum sürede sonra top orta sahada:) Hem yürek, hem beyin. -Böyle biri vardı bizim takımda eskiden. Kimdi O? :))- Sisteme göre olması gereken yerde yani. ''Hızlı Hücum!!!'' Neill'ın bir iki tane pası var ki Sarp-Özbek-Akman üçlüsü veremedi koskoca maçta o pası. Tam bir Popescu'dur, Korkmaz'dır bu adam...

Demem o ki; -şu durumda pek öncelik verildiğini sanmasam da- Neill'ın yanına bir stoper şart. Baros'a alternatif görevi için Batdal yeterli olur. Yeri gelir; Serdar sağda, Pino solda, Kewell'da santrofor olarak oynar. Yalnız Stoper şart bu takıma. Ama dediğim gibi bir sezon daha Servet ile devam edilecek korkarım...

Son söz Balta'ya: Özlediğimiz havasına tekrar bürünmüş görüyorum onu. Hep istikrarlı ve az hatayla oynar zaten ama oyun sistemini daha iyi kavramış ve ayak uydurmuş gibi bir hali var bu sene. Umarım hep böyle devam eder...

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails