20 Ağustos 2010 Cuma

Galatasaray’ı İzlerken Bir Metal Grubunu İzliyor Gibi Olamamak


Bazı insanlar Metal müziğine önyargılı olarak baksa ve kuru gürültü olarak görse de tarih boyunca bir çok kaliteli, anlamlı ve felsefe dolu Metal grubu olmuştur. Müziklerine monte ettikleri en önemli unsur ruhtur. Akabinde hırs, enerji ve melodilerin sarhoş edici etkisi gelir. Bu tarz özelliğe sahip bir grubu canlı izlerseniz aldığınız zevk tavan yapar. Gördüğünüz ve duyumsadığınız şeylerle kendinizden geçersiniz. Zevkin en büyüklerinden birini tadarsınız.

Bundandır ki bu blogu 19 Haziran 2009 yılında yaşama başlatırken, sağ en üst köşede bazı kelimeleri yan yana getirirken özellikle “Galatasaray’ın güzel futbolunu izlerken en çok sevdiği Metal grubunu canlı seyrediyormuş gibi zevk alan” ibaresini koymuşum. Bu ibareden anladığım şeyi ve duyumsadığım zevki uzun zamandır alamıyorum. Bu anlamda en son adam akıllı ne zaman çok büyük zevk aldın diye sorsalar Skibbe dönemini gösteririm.

Öncelikle işe şununla başlarım. Skibbe dönemindeki kadro ile geçen yılki Rijkaard dönemi kadrosu arasında bariz kalite farkı vardı. Skibbe ona rağmen yeri geliyor, gözlere hoş gelen bir futbol oynatmasını biliyordu. Kendisine hayrandım. Herkes onu yerden yere vururken ve tüm suçu ona yüklerken, asıl sorunun Skibbe olmadığını görebiliyorduk. Yönetimin ve taraftarın ayağını kaydırmak için her şeyi yaptığı Skibbe’ye sonuna kadar büyük bir saygı ve sevgi besleyeceğim. Gerçeği mi söyleyeyim? Rijkaard’ı da severim ama Skibbe’ye olan sevgim her zaman daha farklı olmuştur. Skibbe’yi daha çok severim ve beğenirim. Galatasaray’ın kendi içindeki dinamikleri, bazen garipleşen yönetim zihniyeti, takım içindeki oyuncuların paşa gönülleri derken Skibbe’nin suçu binlerce dişi olan canavar karşısında yalnız bir adamı oynamasıydı.

Belli bir mücadele ortaya koyarak, çok gönülden oynayarak mağlup olmayı anlayabilirim. Elinden gelen her şeyi yapmana rağmen mağlup olmayı da anlayabilirim. Ama yeşil zeminde ne yaptığını bilmez bir halde, isteksiz top koşturmayı, mücadele etmemeyi, kağnı hızında hareket etmeyi, diri olamamayı, öküzün trene baktığı gibi bakmayı kabul edemem. Bundan utanç duyarım. Galatasaray en kötü kadrosuyla bile sahada elinden geleni yapmaya çalışan bir DNA’nın ürünüydü bizim bildiğimiz. Ne oldu bu anlayışa gerçekten cevap veremiyorum.

İki yıldır Galatasaray orta sahası elini kolunu sallayarak geçenlerin dergahı oldu. Orta sahasının bu kadar rahat geçildiği başka kaç takım vardır Türkiye’de bilemiyorum. Bu sorunu sadece orta sahanın yetersiz elemanlarına bağlayamıyorum. Çünkü eğer defans, orta saha ve forvet bölgesi hatları arasındaki mesafeler fezaya uçmuşsa Xavi ve Iniesta bile adam edemez o takımı. İddia ediyorum, bu üç bölge arasındaki mesafeler azaltılmadığı, oyuncular birbirine yakın oynamadığı ve sürekli hareketli olmadığı sürece hemen şimdi Xavi ve Iniesta’yı getirsinler, değişen çok ekstrem bir şey olmaz.

Peki neden birbirine yakın oynayamaz oyuncular?

Bunu sağlayacak olan öncelikle defans hattınızdır. Defans hattınız hep önde kurulmalıdır. Kabul edersiniz ki bu çok riskli bir anlayıştır ve stoperlerden birinin çevik olmasını gerekli kılar. Ya da olmadı beklerin çok seri olmasını ve kademe anlayışlarının mükemmel olmasına ihtiyaç duyar. Defans ileride kuruldu mu, orta saha ona yakın oldu mu gerisi biraz daha basitleşiyor.

Galatasaray’ın OFK ve Sivas maçlarına bakarsanız bu sorunu net bir şekilde göreceksiniz. Karpathy maçının ilk yarısında daha ekstrem bir halde göreceksiniz. Ne zamanki ikinci yarı akılları başlarına geldi, mücadele etmeleri gerektiğini anladılar ve daha fazla efor sarf etmeye başladılar, takım kendine gelmiş gibi göründü. Bunun en büyük sebeplerinden biri takımın risk alarak birbirine daha yakın oynaması ve hatlar arasındaki mesafeyi daraltmasıdır. Bu tarz bir oyun aynı zamanda yüksek kondisyona sahip olmak demektir. Galatasaray’ın ise kondisyon açısından Kalli döneminden beri ne halde olduğunu bilmeyen yok.

Dünkü Trabzonspor – Liverpool maçını izlerken Trabzonspor ile gurur duydum. Her bir adamı çivi gibi fit ve kondisyonluydu. Galatasaray’ı izlerken kaplumbağa izliyor gibi olurken Trabzonspor maçına geçtiğimde bir garip oldum. Dirilik, çeviklik, koşma, mücadele; ne isterseniz vardı Trabzonspor’da. Galatasaray’ın fiziksel anlamda bu kadar dipte olmasının iç yüzü nedir bilemiyorum. Kendilerine ne kadar baktıklarını da bilemiyorum. Biz bozan değil, oynayan bir takımız, o yüzden öyle deli danalar gibi koşmamıza gerek yok lafına da katılmıyorum. Oyuncuların hareketlerinde bir çeviklik yok ki deli danalar gibi koşmasını bekleyelim. Oynayan takımların da çevikliğe, fitliğe ve yüksek kondisyona ihtiyacı vardır. Hem de daha fazla..

İşin en acı tarafı nedir biliyor musunuz? Bu takımın kaptanı Arda Turan. Hatta kimilerine göre günümüzün Metin Oktay’ı. Galatasaray ruhunun en büyük taşıyıcılarından! İşte dünkü maçta bu bayrak adamlığı yapması gereken adam elinden şekeri alınmış çocuk gibi ne yaptığını bilmez bir haldeyken, sanki trip atarken ve garip bir ruh halindeyken, sakat, yaşlı diye istenmeyen, bir transfer gerçekleştirilemediği için yeniden anlaşmak konusunda mecbur kalınan bir oyuncunun o yaşında, o fizik halinde, yaşlı, sakat, kötürüm, hasta, kel iken takımın asıl liderinin kim olduğunu göstermesi ve bu takımın neden kaptanı olması gerektiğini kanıtlayan bir profesyonelliğe sahip olmasıdır. Kimden bahsettiğimi hepiniz anladınız zaten. Bunların çok iyi irdelenmesi lazım.


Kötürüm adamınız sizi ipten aldı, takımın diğer ruhu ile birlikte. Hani boşuna sürekli demiyoruz önce Baros, sonra Kewell diye. Ondan sonra diğer isimler boşuna gelmiyor. Bu iki isimin sahadaki ruh halini, maçı bırakmamalarını, o istekli hallerini ve ellerinden gelen her şeyi sahaya koymalarını ne ile açıklayabiliriz? Dün bu bayrak adamlığı daha çok yerliler yapardı. Bugün ise Baros, Kewell yapıyor.. Bir de Neill. Arda ise bir gün var, bir gün yok. O küskün halleri nedendir anlayamıyorum. Sezona bu kadar iyi başlayan çocuk, OFK rövanş maçından beri ortalarda görünmüyor. Demek ki takımın bütünlüğü öyle bir hal almış ki, kaliteli ayaklar da asıl performanslarını gösteremiyorlar.

Bir takım düşünün, maç boyu 13-14 korner kazansın. Rakip ise sıfır (sayıyla 0) korner kazansın. Rakip birkaç kez gelsin, kalene iki golü bıraksın.

Skibbe’nin kellesi alındı. Rijkaard’ınkini de alalım. Ama bu zihniyet, oyuncu yapısı değişmediği sürece, bu takım Kewell ve Baros gibi karakterli adamlarla oluşmadığı sürece istersen Jose’yi getir. Bu yönetim zihniyetiyle her türlü kötü sonuç müstehaktır.

Eğer bu takımın taraftarı Karpathy maçı öncesinde takımının kötü bir sonuç alacağını biliyorsa ve Bursaspor maçı öncesi hiç iddialı konuşamıyorsa bu bazılarının suçudur. Taraftarın değil. Herkesin gördüğü sorunları sanki kasıtlı yaparak görmemek ve gereğini yapmamak böyle bir ruh haline getirebiliyor futbolu.

Ali Turan, Hakan Balta, Serdar Özkanlara hiç gelmek istemiyorum.

Oyuncular neden bu kadar duygusuz ve ruhsuz sorusu sorulunca belki de balık baştan kokuyordur diyorum.


Galatasaray’ın güzel futbolunu özledim…

Güzel futbolunu izlerken bir Metal grubunu canlı izliyormuşum gibi zevk almayı özledim..

Ne yani, yeşil sahalardaki futbolu izlemeyi bırakıp Metal arenalarına mı akayım zevk almak için?

Yönetim Fransa’dan Gojira’yı transfer etsin. Ali Sami Yen’de maç oynanacağı zaman Galatasaray’ı değil, Gojira’yı izleyelim. En azından onlarda dibine kadar hırs, güç, enerji ve kocaman yürek dolusu bir ruh var. Onları izlerken başımız arşa değer en azından..

9 yorum:

Dreamtime dedi ki...

Dün büyük bir hevesle maça gittim.Heyecanlıydık, ''ne ki bu çerez takım, havada karada yeneriz'' nidalarıyla sahada yerimizi aldık.Ama ben artık hiçbir şekilde şu gs maçlarından zerre heves almadığımı dün bir kez daha görmüş oldum.O ilk yarı neydi öyle yahu.Laylaylom şekilde takıldılar, adam gibi pozisyon yaratamadılar, savunma yattı uyudu ve adam gibi şut atamayan heriflere süper iki gol pozisyonu verdiler.Aykut'a boşuna küfretmeyin.Savunma ortada yok, herif almış topu, kalene süratli şekilde geliyor herkes aval aval bakıyor ve 2 tane golü güzelcene atıyor.

İkinci yarı da böyle bir sonuç olacağı belliydi.Ellerini vicdanlarına koydular, böyle bir takıma yenilmemek adına biraz daha istekli ve azimli olarak sahaya çıktılar.Şu Ayhan, Servet, Hakan Balta'yı rica ediyorum oynatmayın artık, adam gibi transfer yapılsa da herkes gerçekten görevini yerine getirse.

Ne varsa Kewell da var diyorum ve yine adamım ne kadar özel bir görevi olduğunu dün akşam yine göstermiş oldu.Kendisi herşeyi hak ediyor.Ve Baros! Beklediğimiz gibi sahalara geri döndü :)

Karpathy bu kadar vasat olmasaydı, şut çekebilen adamlara sahip olaydı şimdiki skor kesinlike 6-7 fark ile sonuçlanırdı.

Ha ayrıca Gs taraftarı hala dangalak.Birlik, beraberlik diye birşey yok.Rakip takımın taraftarına sırf gol attılar diye saldırmalar, küfür etmeler, dünya meselesi haline getirmeler...

Değişmesi gereken çok şey var.Takımın her zaman yanındayız ama gerçekten herkesin de bir sabrı var.Olay Rijkard'da değil.Yönetim'de, kendini bilmez oyuncularda.

Atilla Çelik dedi ki...

Aslında Karpathy çerez bir takım değil. Ne yaptığının çok farkında olan, haddini bilerek çok disiplinli oynayan, iyi defans yapan, iyi kapanan, gayet fizikli ve ani toplarla hücuma çıkan bir takım. Maç öncesinde böyle bir takımla karşı karşıya geleceğimizi biliyorduk. Adamlar beklediğimiz gibi oynamıştı ama bizler ikinci yarı haricinde ortada yoktuk.

greatsaiyaman dedi ki...

abi yine taş gibi yazmışsın, yönetim hakkında, taraftar hakkında, takım hakkında, rijkaard hakkında diceğim şeyler olmuş aşağı yukarı, eline sağlık.

bu takımın bu halini gördükçe sinirimler tepe oluyo, saçlarımı yolasım geliyo, üstüne bir de suçlu olarak rijkaardı görenleri görünce de küfretmeden rahatlayamıyorum. seninki güzel sabırmış hiç küfretmeden yazmışsın bu kadar.

Atilla Çelik dedi ki...

Teşekkürler canım. Valla olay Rijkaard'ı da aşmış durumda. Sen bu adamın eline normal takımlarda oynayabilecek kapasitede elemanlar verirsen o ne yapsın. Hele ki bir sistem hocasına sahipsen ve bu oyuncuların ufak bir kısmı sistem oyuncuları olabilecek kapasitedeyse!

Adsız dedi ki...

Çalışmıyorlar. Koşmadan maç kazanmak istiyorlar kendilerini bir halt zannettikleri için. O kadar cahil ki oyuncularımız görmüyor Real'den gelen Guti'nin bile 90 dakika boyunca koştuğunu. İlk devre takım koşmadı seyretti. İkinci devre eşek gibi koştular ve bir şeyler yapmaya çalıştılar fark ortada.

Oğuzcan dedi ki...

Atilla abi selamlar,

Enfes bir yazı olmuş.Çok güzel açıklamışsın çoğu şeyi.

Bizim asıl sorgulamamız gerekn nokta şu.Biz gerçekten Rijkaard ile devam etmek istiyormuyuz ? Ona güveniyor muyuz ? Eğer bu sorulara verdiğimiz cevap evetse,o zaman hocanın istediği oyuncuları takıma katmamız lazım. Yok eğer katamıyorsak Rijkaard'a yol vermemiz lazım.

Rijkaard,Skibbe bunlar sistem adamları.Ellerindeki kadroya göre takım kurmazlar,takımın onların sistemine uyma gibi bir zorunluluğu var.Böyle bir ortamda hocaya ne verdikte ne istiyoruz yaklaşımı doğru bir yaklaşım.

Eğer Galatasaray yönetimi gerekli transferleri yapmazsa ciddi ciddi hocanın kuyusunu kazıyorlar diye düşüneceğim artık.

Sevgilerimle

Atilla Çelik dedi ki...

Merhaba Oğuzcan,

Güzel sözlerin için teşekkür ederim. Kesinlikle doğru söylüyorsun. Şimdi bu kadroyu eminim ki Lucescu, Terim, Gerets daha iyi oynatabilir, bu malzemelerden daha farklı şeyler çıkarabilir ama kendisine ait bir ekolü olan bir sistem takımından bahsedilemez. Rijkaard ve Skibbe ise dediğin gibi sistem adamları. Sisteme uygun oyuncuları alırlar ve gözlere hoş gelen oyun oynatmaya çalışırlar. Farklılık burada dediğin gibi..

Gemici Düğümü dedi ki...

Skibbe konusunda bir tek ben mi aykırı düşünüyorum diye tedirgindim. Rahatlattınız, teşekkürler.

Atilla Çelik dedi ki...

Merhaba,

Blogumda Skibbe'ye dair yazdığım bir iki yazı daha vardı. Skibbe'nin kıymetini bu ülke gerçekliğinde anlayabilmemiz gerçekten çok zordu. Skibbe yönetime bazı oyuncuların mental olarak geliştirilmesi ve yetiştirilmesi gerektiğini söylediğinde aynı yönetim ona aynen şöyle demiştir: "Değişmez onlar!"

Bu öyle vahim bir durumdur ki, gelinen bu tablonun bir numaralı sorumluları bellidir.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails