23 Ağustos 2010 Pazartesi

Galatasaray’ın Öğrenilmiş Çaresizliği


Aslında yazacak o kadar çok şey var ki! Ne yazsanız elinizde kalır. Sorunları görürsünüz, çözümü aklınızda evirir çevirirsiniz, yapılması gerekenleri zihninizde tartabilirsiniz ama şu karamsarlık hali var ya, hani şu dibe vurmuş moral durumu var ya, işte böyle bir karanlık kuyuya düşmüşken kuyunun dibine elini nasıl uzatman gerektiğini bilemezsin. Moral olarak iyice dibe çökmüş bu takım nasıl ayağa kalkacak, nasıl yeni baştan yürümeye başlayacak? Takımı, takımın içinden ayağa kaldıracak oyuncular var mıdır eskisi gibi? Bu teknik heyet motivasyon konusunda ne kadar iyi? Yönetim ise tüm sorunlar açık bir şekilde ortadayken bu sorunları çözmeye yönelik hiçbir şey yapmadan, bir de üstüne üstlük çorba gibi olmuş mor suratlarla maçı izliyorken hem de! İşin asıl vahim boyutu budur.

Son iki yıldır zannedersem bir kural yerleşti Sarı Kırmızılıların beynine. Eğer bir maçta geriye düşersen nasıl geri çevireceğin konusunda büyük sorunlar yaşayacak, acaba bu maçı çevirebilecek miyim korkusuyla en sakin olman gereken yerlerde elin ayağına dolaşacak ve ne yaparsan yap ayağındaki topu ya da başına konan topu ağlara gönderemeyeceksin. Sanki erkenden bir kabulleniş. Erkenden bir koy verme.

Gerçi Bursaspor maçı ilk yarı itibariyle öyle olmadı. Rakibin geldiği ilk atakta saçma sapan bir şekilde golü görmek ama ilk yarı boyunca rakibi sahasına hapsetmek, bir çok pozisyon yakalamak, sayısız korner kazanmak ve oyunu sürekli domine etmek yeterli olmadı. Baros ayağına gelen birkaç kısmeti geri tepmeseydi belki de şu an daha farklı şeyler konuşulabilirdik. Bu takımın sahadaki bu oyuncularla en fazla yapabileceği şey bu. Bir takımın kalbi olan orta sahanın Sarp – Ayhan – Barış gibi isimlerden oluştuğu bir noktada elden gelen bu. Bunun sorumlusu teknik heyet midir? Hiç sanmıyorum. Önemli maçların resmen başladığı bir dönemde hala bu takımın asıl sorunlarını çözemeyen bir yönetim varken teknik heyete laf söylemek doğru olmaz. Eğer teknik heyet, ikinci yarı takımın iyice durduğu ve düştüğü bir noktada, kulübesinde maçı çevirebilecek tek bir oyuncu dahi bulamıyorsa bu yönetimin günahıdır. Galatasaray gibi büyük bir takım hala Sarp – Ayhan – Barış orta sahasından oluşuyorsa bu garip bir büyüklüktür. Galatasaray’ın büyüklüğüne asla yakışmayan bir durumdur.

Bursaspor maçı kazandı diye Bursaspor iyi oynadı, Galatasaray kötü oynadı gibi bir şeyi söylemek haksızlık olur. Galatasaray özellikle ilk yarı elinden geleni yaptı. Maçı kazanmak için çok çabaladı. Bazen olmayınca olmuyor. 18 tane köşe atışı kullanıp bir tane bile gol bulamıyorsanız ne deseniz boş oluyor. Rakibe iki tane haybeden gol hediye edince bu sonuç kaçınılmaz oluyor. Galatasaray’ın bu yıl yediği goller içler acısı. İnanılmaz kötü ve yenilmeyecek golleri yiyorlar.

Bursaspor tarafı da kendini kandırmamalı. Bir şampiyon gibi oynamadılar. Özellikle iki takımdan habersiz bir futbolsevere maçın ilk yarısını izletseydiniz ve hangisi şampiyon gibi oynuyor diye sorsaydınız cevabı belli olurdu. Yeşillilerin şampiyon olan taraf olduğu söylenseydi ise bu nasıl bir şampiyon şaşkınlığı yaşanırdı. Bursaspor, karşısında her zaman böyle hata yapan bir takım bulamaz. Şampiyonlar Ligi’nde başarı istiyorlarsa, bu kadar geriye yaslanarak ve pasif oynayarak başarılı olabilme şansları çok az. Çünkü Galatasaray’ın yaptığı çocukça hataları yapmayacak takımların arenasında boy ölçüşmek kolay değil.

Bu maç bir kez daha gösterdi ki bu takımın lideri açık ve seçik Harry Kewell’dır. Sahada kaptanlık bandını takan 10 numaranın kaptanlığa dair bir şey yapmaması, oyun olarak sonuca isyan etmemesi, ipleri eline almaması ve birkaç maçtır küskün çocuğu oynamasını aklım almıyor. Desem ki taraftarın hep Kewell ismini seslenmesi moralini bozuyor, kendisini üvey evlat zannediyor, o zaman Kewell gibi savaş sen de, sen de oyununla isyan et diyesim geliyor. Ama bir takımın kaptanı bu kadar pasif kalmamalı. Savaşmalı, isyan etmeli, oyunuyla çıldırmalı ve takımın yaslandığı bir direk olabilmeli. Sağ kanada monte edildiğinden beri Arda küskünleri oynuyor maalesef. Bu doğru bir kaptanlık anlayışı değil. Arda, Kewell’ı kıskanmıyordur umarım. Umarım attığı tripler bundan değildir..

Maçın en ilginç noktalarından biri ise, kendi sahasında oynayan bir takım olmasına rağmen hakemlerce ve rakip oyuncularca posta koyulan bir Galatasaray’ın olmasıydı. Hakemin oyunu sürekli oynamak isteyen taraf olan ev sahibine bu kadar posta koyması, her fırsatta cezalandırması, Volkan Şen’in bariz ikinci sarı kartlık pozisyonunda körleri oynaması ve Galatasaray’a sıradan bir Anadolu takımı gibi muamele etmesi işin en vahim boyutu. Saha içinde oluşan bu tür reaksiyonlar bile Galatasaray’ı büyük takım mertebesinden alıp sıradan bir Anadolu takımı hüviyetine büründürmüş durumda. Takıma onca dayağı atan, onca hakareti eden, etmediği lafları bırakmayanlara diğer yanağını dönen yönetim anlayışının bunda ne kadar büyük payı olup olmadığını futbolseverlere bırakalım.

Bu takımı bu hale getiren bir numaralı sorumlu maalesef yönetimdir. Herkeste bazı hatalar vardır ama hatanın aslan payı yönetimin. Balık baştan kokar! Aylardır bu takım “adam gibi orta sahaya ihtiyacım var” diye inlerken aylar boyu bu soruna çare üret(e)memek ve bunu 2012’ye dayandırmak tüm göstergeleri delik deşik etmiş durumda. Öyle şeyler oluyor ki, yönetimin sanki kasten böyle şeyler yaptığını düşünmeye başladık. Rijkaard’ın bu isimlerle bir helva yapamayacağını, bir sistem adamı olduğunu ve sisteme uygun oyuncularla bir şeyler yapabileceğini bilmesi gerekiyor bu yönetimin. Yok, sisteme uygun oyuncular almayacaklarsa ve Rijkaard’a istediğini veremeyeceklerse ne gerek vardı Rijkaard ve ekibine 4 milyon avro vermeye? Getirirdiniz 200 bin avroya bir Kalli, sıradan oyuncularla dişe diş çarpışan oyuncularla şampiyonluğa oynardı. Ama Rijkaard’ın bir sistem yaratıcısı olduğunu ve bu sistemi otomatiğe döktüren bir zihne sahip olduğunu bilmeyen bir yönetim varsa durum vahimdir. Rijkaard maalesef çok iyi bir taktisyen ve motivasyoncu bir hoca değil. Yönetimin bu gerçeği biliyor olması lazımdı.

Taraftarların Kewell’a adeta tapması, açtıkları pankartlarla sürekli onu desteklemesi, herkesin Harry Kewell gibi olmasını istemesi, aslında özünde çok zeki bir tepkidir. Bu takımın an itibariyle en dirayetli oyuncusu Harry Kewell’dır. Yani yönetim tarafından resmen gözden çıkarılan Kewell. O istemedikleri adam sahanın en isyan edeni.. Ve bize hala 2012 diyorlar.. Yönetim bu mesajı çok ama çok iyi algılaması gerekiyor. Taraftarın bu sevgisinin derinliklerinde yönetime ince bir mesaj da var.

Bu moral bozukluğunu ortadan kaldırmak hiç kolay değil Çünkü bu takım mental ve psikolojik anlamda sorunlu oyunculardan oluşuyor. Kendilerini koy veren bir ruh yapısına sahipler. Öğrenilmiş çaresizliğin derinliklerine evrilmişler. Sorunlara karşı göğüslerini kanayıncaya kadar geremiyorlar. Çabuk bırakıyorlar. Eğer bir takımın kaptanı isyan edemiyorsa ve sahada küskünleri oynuyorsa ve elinden gelen her şeyi Kewell, Baros isimli iki yabancı yapıyorsa ve Galatasaraylılığın gereklerini bu iki oyuncu daha fazla yerine getiriyorsa, kaptan adeta kaçak güreşiyorsa, sorun sanıldığından daha büyüktür. Bu çok vahim bir tablodur. Bu moral bozukluğunu teknik heyet tek başına düzeltemez. Rijkaard böyle bir kişilik değil maalesef. Belki Neekens sert yüzünü gösterebilir ki o da oyuncular tarafından ne kadar dikkate alınırsa!

Peki şimdi ne olacak?

Ben size söyleyeyim.

Avrupa arenasına havlu atılır. Eskişehir’e kaybedilir. Ligin dibine iyice demir atılır. Kendisini ifşa etmesi gereken yönetim, cezayı kendisine keseceğine takım içi gereklilikler konusunda aç ve susuz bıraktığı Rijkaard’a cezayı keser. Ekibini yollar. İmparatorunu geri getirir. Sonra da gazete ve internet sayfalarında manşetler görürüz:

“Emperor strikes back!”

Acınası..

14 yorum:

Gemici Düğümü dedi ki...

Son zamanlarda bunu çok duyduğum için düşünme fırsatım oldu. Terim bu takıma dönerse Galatasaray'ı sevmek için ne sebebim kalacak dedim kendime. Sahiden o zaman terk edip gitmek mi gerekir acaba?

Adsız dedi ki...

gecen sezon adnan polat basarisiz gecen sezon icin "belki sisteme uygun futbolcumuz yoktu" demisti.
yani rijkaard'a uygun futbolcu lazim oldugunun farkinda. ama hala en onemli bolge olan orta sahaya transfer yapilmamistir.

simdi burada suc rijkaard'in mi yoksa yonetimin mi? tabi ki yonetimin.

son sira cikan bazi haberler insanin canini sikmiyor degil. hasan sas dun "içerinden dışarıdan gs'da fatih terim'i başa getirmek isteyen oyuncular, basın mensupları var. rijkaard'ın altı oyuluyor" dedi.

onumuzde onemli maclarin olmasina ragmen transferleri yap(a)mamak nasil bir is anlamadim ki.

rijkaard'i bu kadar zor durumda birakmak hic yakismiyor. transferlerde uc bes kurusun hesabini yaparak avrupa'ya veda edecegiz, yonetim hala uyuyor, yada boyle olmasini istiyor. tipki skibbe de oldugu gibi.

skibbe gitti frankfurt'ta basarili oldu, gerets fransa ve arabistanda basarili oldu. kovdugumuz lucescu basaarili. yani bizden ayrilan teknik direktorler simdi cok mu basarisiz adamlar: hayir. e o zaman niye kovduk biz bu adamlari? rijkaard'a en azindan 2 yil daha sabredilmeli. ve en onemlisi ona istedigi malzemeyi vermeli yonetim.

Oğuzcan dedi ki...

Atilla abi selamlar.

Biz heryerde diyoruz ya hani bu takımın orta sahası yok,orta saha hücuma destek veremiyor vs.diye.İş artık o boyutu aştı.Sorun orta saha değil artık.başka şeyler var.Ben neler olduğunu düşünmek istemiyorum zira düşününce dipsiz bir kuyudaymışım gibi hissediyorum kendimi.
Bulunduğumuz durumdan çıkmanın yolu nedir gerçekten bilemiyorum.Garip bir ruh halindeyim.Allah yardımcımız olsun.

Sevgilerimle

Atilla Çelik dedi ki...

Merhaba Oğuzcan,

Dediklerinde haklısın. Orta saha eksikliği sorunun belli başlı parçalarından biri. Tamamı değil. Takım içinde daha farklı bir sorun var. Kewell ve Baros her şeye isyan ederken diğer arkadaşları pasif bir şekilde duruyor. Hüseyin Kewell'a diklenirken onu koruyan tek adam yok. Hakan Balta izlemekle yetiniyor. Bu takım içinde deli bir bağlılığın olmadığını kanıtlıyor.

İşte o yüzden diyorum ya, bunun en büyük sebebi yönetimsel diye. Bu böyle devam ederse yönetim kendisini değil Rijkaard'ı gönderecek ve oyuncuların burnunu sürtecek olan Terim'i getirecek. Eğer Avrupa'dan elenirsek, Es Es'e yenilirsek, iyi seyret böyle bir karar alacaklar.

Oğuzcan dedi ki...

Bence illa Eskişehir ve Karpaty maçlarını beklemelerine gerek yok.Eğer Rijkaard'ın istediği adamları almayacaklarsa,bugün görevine son versinler hocanın.Çünkü bu maçları atlatsak bile başka maçlar çıkacak karşımıza.İstikrar yakalamamız söz konusu değil çünkü.

Code-444 dedi ki...

Oynadığımız, oynamaya çalıştığımız futbolu skora yasıtamadık. Herkes kendince haklıdır konu futbol olunca. Hepimiz teknik direktörüz, yorumcuyuz, yöneticiyiz...

Europa Cup'a veda da edebiliriz perşembe akşamı, Es Es'e de yenilebiliriz hafta sonu. Bunlar olur. Benim kafamı kemiren soru başka...

Hakem atışı yapılmış, Kewell zekice topu Çimşir'e çarptırıp takımına korneri kazandırmış. Bundan sonrası bi acayip işte. Oldum olası sevmediğim, bu haliyle nası top oynadığına şaştığım Çimşir; nedensiz, büyük bir hazımsızlıkla Kewell'a çıkışıyor. Tek adam sahip çıkmıyor. Hop ne oluyor yahu ?!?! demiyor.

Bursaspor kaptanı Ömer orada, olayı sakinleştirme çabasında. Arda Turan nerede ?? Bu Barış'a yapılsaydı mesela, koşa koşa gitmez miydi?

Ruh eksikliği değil bu. Çünkü iyi kötü bir ruh var ortada. Hakemin hatalı kararından sonra, futbolcuların -dokuz kişi- hakemin üstüne yürüyüşlerinden anlayabiliriz bunu. Kullanılmış 18 kornerden anlayabiliriz, beceriksizce kararlar veren, altında çok yoğun stres yatan ruhtan anlayabiliriz...

Bunun adı başka. Ben koymamış olayım adını. Arda Turan ne yaptığını bilmiyor; boyunu aşan işlere kalkışıyor diyeyim ve orada durayım....

Şu takımda ruhu ve aklıyla oynayan 3 tane adam var şimdilik : Baros, Neill ve elbette KEWELL !!!!

Sadece ruhuyla oynayabilen Mustafa Sarp var bir de...

Kim ne derse desin adam elinden geleni yapıyor. Küsmüyor, yılmıyor. Ekran başında saç baş yolduruyor ama oynuyor. Çok zarar da veriyor voltranıyla birlikte. Ama oynuyor yahu oynuyor.

Nette, gazetede, TV'de akşam eve gidince yapılacak yorumları bile bile oynuyor...

KAPTAN OYNAMIYOR !!

Rijkaard'ı ''Takımın neden bu kadar stresli?? Neden bu kadar çok bireysel hata yapıyor'' diye eleştirebiliriz. Daha da eleştiremeyiz.

Bu adam ''SİSTEM HOCASI'' demekten ben yoruldum. Yeter artık yahu.

Barca ve Hollanda Mili Takımı'nda başarılı; GS ve Sparta Rotterdam'da başarılı olamayışının nedeni de bu. Doğru parçayı eline verirsin saat gibi işletir seni.

Nou Camp'taki sakin ve güveni zirve yapmış adam yok şimdi Sami Yen'de. Ne yönetim arkasında ne de futbolcular. Barca'dan ayrıldıktan sonra onun için; ''bu takımın gördüğü en iyi teknik direktörlerinden biriydi'' diyen bir yönetim yok çünkü arkasında. Çakma, elden düşme parçalarla ve sakatlarlarla bu kadar oluyor işte...

Balonmuş da, o takımı babam da şampiyon yaparmış da. Hadi be oradan!! Şu anki Barca, bu lüle saçlı güzel Hollandalı'nın eseridir. Orada kolay olmadı değişim o kaliteyle bile, burada mı olacak??. Unutuluyor hep;Barca Rijkaard öncesi nasıl oynuyormuş, sonra nasıl bir sistemle oynamış...

Açın sonuçlara bakın: Şampiyonlar Ligi'nde çıktığı maç sayısından fazla puan toplayan kaç tane antrenör var ??

Rijkaard gönderilirsin. Terim gelsin. Tamam. Hımm; O'na da vaktinde ''AC Milan'' verilmişti. Hem şimdiki gibi yaşlı falan da değildi, taş gibi takımdı. Kimi koysan başına şampiyon olurdu. Terim almadık kupa bırakmamıştı Milan'la doğru. Müthiş işler yapmıştı. El insaf....

Adam harcamak kolay. Skibbe,Rijkaard...

Peki ya kazandıklarımız ???...

Anıl dedi ki...

Sadece geriye düşülen maçları "Nasıl çeviririm" psikolojisi yok Galatasaray'da. Buna ek olarak öne geçilen maçlarda "Nasıl korurum" düşüncesi de hakim, ki bunun örneklerini yakın zamanda çok gördük.

Ayrıca ben bütünün sorunun Barış-Ayhan-Mustafa üçlüsünde olduğunu düşünmüyorum. Taraftar bir yerlere, bir şeylere suç bulmak istiyor ve bu adamları günahkeçisi ilan ediyor. Tıpkı Adnan Sezgin'e yaptıkları gibi. Daha iki sezon önce Ayhan çok değerliydi taraftarın gözünde. Kaldı ki Feldkamp ve Skibbe yönetiminde Barış'ın performansını unutmayalım. Bu adamlar "çok iyi" ya da "yeterli" demiyorum. "Suç bu adamlarda değil" diyorum. Galatasaray'ın sorunu kafa yapısında, ki siz bunu da çok güzel bir şekilde ifade etmişsiniz.

Saygılar...

Eren dedi ki...

Ben Fatih Terim'in getirilebileceğine inanmıyorum, çünkü aklı başında hiçbir taraftarın istemediği bir TD. Ayrıca taraftarın isteğine biraz saygı duyulacağını tahmin ediyorum, yoksa her başarısızlıkta faturayı birilerine çıkarmayı adet haline getiren yönetim, taraftarın hiçbir şekilde sırtını dönmediği Rijkaard'ı şu ana kadar çoktan kovmuştu.

Bu arada yeni layoutta fon resmi güzel olmuş, ancak yazıyı okumayı çok zorlaştırıyor, font veya fon renginde bir değişikliğe gidilse belki daha rahat okunabilir.

Atilla Çelik dedi ki...

Uyarı için teşekkür ederim Sevgili Eren. İlgileneceğim birazdan. Umarım daha okunaklı olur. Sayfayı aşağı yukarı hareket ettirdiğimde rahat okunuyor gibi gelmişti bana çünkü.

Code-444 dedi ki...

Uff yardıray olmuş yeni dizayn...

Atilla Çelik dedi ki...

Teşekkür ederim Mustafacığım :)

Dreamtime dedi ki...

O Hüseyin'in ağzına edeyim ben.Tam bir idiot!
Diğer maçlara göre iyi oynadığımız aşikar fakat 10000 tane pozisyondan birini gole çeviremedik ya ona yanarım.
Artık haber okumakta istemiyorum.Türlü türlü söylentiler ''Rijkaard istifa, Fatih Terim çok yaşa'' fikirlerini görmek istemiyorum.Bir an önce şu transferler yapılsa da artık bir takım olabilme zihniyeti içerisinde olsak.Ayrıca GS ekibini Trabzon maçlarını izlemeye davet ediyorum.Takım nasıl olunurmuş öğrensinler.

Eren dedi ki...

Harika olmuş dizayn, yazılar da rahat okunuyor. Şimdi de insanlar fonun güzelliğine odaklanıp yazıyı unutmasınlar sakın :)

Şaka bir yana, kaliteli GS yazıları okuyabildiğim az sayıdaki blogdan biri.

Atilla Çelik dedi ki...

Teşekkür ederim güzel sözlerin için sevgili Eren..

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails