5 Ağustos 2010 Perşembe

OFK: 1 – Galatasaray: 5 – Kewell Adında Güzel Adam

Bu maça dair derin analizlere girmeye gerek yok. Mental anlamda yaşanan bir sorunun ilk maça 2-2 olarak sirayet etmesinin getirdiği 'acaba?' sorusunun zihinlere kazıdığı elenme korkusu rövanş maçını önemli hale getirmişti. Bu denli tecrübesiz ve genç bir rakip karşısında deneyimli bir takımın turu vermesi her anlamda büyük bir yıkım olurdu.

Bu tür maçların ardından aslında futbolun ne kadar garip bir şey olduğunu öğrendik. Bir futbol maçında kelebek etkisine gerçekten inanırım. Çünkü bir futbol maçında sayısız değişken ve veri söz konusudur. Sayısız verinin olduğu ortamda kelebek etkisinin varlığından söz edilebilir. Ya da şanstan. 90 dakika boyunca kaleyi bombalarsınız, tek bir gol bulamazsınız. Ama rakip bir iki kere gelir, sizi mağlup eder gider. O yüzden bir futbol maçı oynanmadan ve bitmeden banko gözüyle değerlendirilemiyor eskisi gibi. Galatasaray kendi sahasında ilk yarıda yapması icap eden skoru, kendisini ilk 22 dakika haricinde sıkmadan deplasmanda o kadar da iyi oynamadan elde etti. O yüzden futbol garip bir oyun. Garip olan ve şans faktörünün de ruhuna yedirildiği futbol, bazen büyücülerin tılsımına yenik düşebiliyor. Kewell gibi futbol bilgisi ve zekası oldukça yüksek bir adamın, karşısındaki genç ve deneyimsiz bir takıma karşı ne denli güçlü büyüler yapabileceğini öngörmek zor değildi. Bir adamın kalitesi, bir ara zor geçmesi beklenen maçı bir anda kendi takımı lehine çevirebiliyor.

Şunu bilirim. Bu Kewell, bu futbol zekası, pozisyon alması ve deneyimi ile ayağı kopmadığı sürece ölüsüyle bile oynar. Kimileri kilometrelerce koşar, orasını burasını yırtar, bir şey değişmez. Bir adam depar bile atmaz. Birkaç hareketle maçı bitirir.

İlk 22 dakikada gördüğümüz Galatasaray, değişim içine girmesi beklenen Galatasaray’a denk geliyordu: Sürekli pas yapan, oyunun kontrolünü elinde tutan, topu ayağında gezdiren, ani yön değiştirmelerle pozisyona giren ve topu kaybettiği zaman önde basan.. Bu başlangıç bir anda Galatasaray’ın hanesine iki gol olarak yazıldı. Ama akabinde o klasik hastalığımız nüksetti ve takım olarak mental anlamda yaşanan düşüş ve geri çekilme sonucunda rakibe oldukça komik hatayla bir gol hediye edildi. Bu gol rakibi cesaretlendirince ve mental anlamda buna cevap ver(e)meyince, devre bitene kadar deneyimsiz takımı oynayan bir takım haline döndürdü Galatasaray. Pino’nun klas asisti, Batdal’ın resmi bir maçta gol atamama psikolojisini yenmesi maçın aperatifleriydi. Takımın Cana’yı, Pino’yu (Arda'nın attığı gol sonrası Pino'yu işaret etmesi, ilginç replikleri) sahiplenmesi de güzeldi. Cana’nın Neill gibi sık sık çevresini uyarması, sürekli maçın içinde kalmak istemesi, tam uyumlu hale gelmese bile içten oynaması geleceğe yönelik bir ışıktı. Alay edilen Sarp'ın ise içten performansı, skora etkisi ironik bir durum. Onun elinden geldiğini sahaya olduğu gibi yansıttığını zaten biliyoruz. Ne kadar yeterli olabileceği sorusu ayrı bir konu.

Bu maçtan çıkarılacak bazı dersler var nihayetinde. Bu orta saha ile olamayacağını, bu orta sahanın mental anlamda sorun yaşadığını, rahat bir şekilde öne geçilse bile kontrol futbolunu tam anlamıyla beceremediğini yine gördük. Psikolojik bazı etkenler nedeniyle, acaba korkusu siniyor sanki oyuncuların üzerine. Ürkeklik hali ekliyor futbolcuların zihinlerine. Galatasaray’ın öncelikli ihtiyacı bütün olarak takım olmak. Tek bir organizma olabilmek. Bu aslında tüm takımların asıl amacıdır. Yeni transferler sonrası Galatasaray’ın daha farklı bir yola gideceğini ummak yanlış bir çıkarım değildir. Eğer bu 11’den Ayhan ve Sarp isimlerini çıkarıp anlaşıldığı söylenen Ledesma ve Rosicky’i eklerseniz, o takım kim ne derse desin hüviyet değiştirecektir. Çünkü bu iki isim futbolu bilen isimler. Futbolun ortak dilini çok iyi kotarmakla kalmıyorlar, bir üst seviyeye çıkarıyorlar. Özellikle sakat olmayacak bir Rosicky’nin Kewell’dan bile daha büyülü işler yapacağını adımız gibi biliyoruz.

Her şeye rağmen, Fenerbahçe’ye kaybedildiğinde de, OFK’ya 2-2’lik skor hediye edildiğinde de umudumu koruduğumu, bizlere sürekli lanse edilen karamsarlığın abartıldığını, bazı karamsarlık dokumalarının kasıtlı yapıldığını, diğer takımların durumu göz önüne alındığında Galatasaray’ın kesinlikle rakiplerinden daha aşağıda olmadığını, aksine onlara nazaran daha etkili mecralara yol alacağını iletmiştim defalarca burada. Medya tarafından zihinlere yerleştirilmek istenen karamsarlık tohumlarının ne gibi amaçlar taşıdığını yeniden uzun uzun yazma gereği duymuyorum. Eğer ortada umut denen bir şey varsa, Ledesma ve Rosicky’li, fit dönecek Baros’lu, oyunun kaderini her an değiştirebilecek Arda’lı, büyülerini sergilemeye devam edecek Kewell’lı, kendisini bulacak Pino’lu ve uyumunu, formunu tam anlamıyla bulacak Cana’lı bir kadronun umutsuz olabilmesi için nasıl bir garabet gerekir? Bu adamların hepsi sakatlanırsa onlara alternatif olabilecek isimlerin kalite sorunu üzerine konuşulabilir ancak. Ama şu gerçeği de unutmamak lazım. Birinci sınıf takımlar haricinde 24 kişilik kadrosu komple o biçim oyuncularla dolu olan kaç takım sayabilirsiniz? Eğer ki aynı anda oynatabileceğiniz yabancı sayısı 6 ise ve elinizdeki 5 yerli oyuncunun fark yaratacak olması gerekiyorsa?

Galatasaray’ın zayıf rakibi karşısında zor durumlara düştüğünü kabul ediyoruz. Sezon başlangıcı olması nedeniyle bunu biraz anlayışlı karşılamak gerekiyor. Aynı zor durumlara düşen sadece Galatasaray değildi. Rakipleri de zor duruma düşüyor. Ama en azından Galatasaray oynadığı oyunlarda belli bir hücum yetisine sahip. Atak yapabiliyor. Oyunu bir süre gerçek anlamda domine edebiliyor. Son vuruşlarda sıkıntılar yaşıyor. Tabii defansın yeri gelince evlere şenlik olmasını sadece defans oyuncularının yetisine yormamak lazım. Rakibi kendi bölgesine o kadar kolay getiren takım bütünlüğünü ve o anki oyuncuların reaksiyonlarını göz önüne almak gerekiyor. İnanıyorum ki Cana – Ledesma – Rosicky’li bir orta saha, Arda – Baros – Pino veyahut Kewell’lı bir hücum hattı çok daha can alıcı olacaktır. Galatasaray’ın en büyük sıkıntılarından biri oyunu kontrol altında tutabilecek, yön verebilecek, iyi pas yapabilecek ve çeşitli varyasyonlarla oyunu zenginleştirecek orta saha varlığından yoksun olmasıydı. Cana – Ledesma – Rosicky isimleri bu ihtiyaca fazlasıyla cevap vereceklerdir diye düşünüyorum.

Bundan sonra asıl düşünmemiz gereken şey, yeni oyuncuların takıma ne kadar zamanda adapte olabileceğidir. Ama futbola dair şöyle bir tespitim vardır. Eğer bir oyuncu gerçekten kaliteliyse, futbol bilgisi üst seviyeyse, futbola dair altyapısı zenginse, kumaşı kaliteliyse bu tür oyuncular sahaya girer girmez farklarını belli eder. Çünkü futbolun ortak bir dili vardır ve bu dili yetenekli, futbolu bilen, mental anlamda üst seviyede olan kişilerle daha güzel konuşursunuz. Tıpkı Kewell, Neill ve Baros’un kendilerini hemen kabul ettirmeleri gibi. Biz bu isimlerden ortak bir organizma bekliyoruz. Bu ne kadar zamanda gerçekleşir bilmiyoruz ama merak ettiğimiz bir durum varsa, o da bu isimlerden oluşan bir takımın tek bir organizma olabildiğinde neler yapabileceği.

Birkaç haftadır Sarı Kırmızılı kalplere yeterince korku salındı. Yeterince karamsarlık tohumu ekildi. Artık bu tohumları kalbinizden çıkarıp kara kuyulara fırlatma zamanı. Çünkü umutsuz olmanız için hangi sebebiniz var ki? Ne olursa olsun, gönülden bağlı olduğunuz bir takımın arkasında durmayı iyi bilin. Kaba göre şekil almayın. Bu takımı olduğu gibi sevin. Yöneticilerin yapabileceği hatalar ve yanlışlıklar için bu renklerden vazgeçmeyin. Umut bu renklerin göbek adıyken, moral bozmak, umutsuzlanmak ve vazgeçip gitmek bu takımın ruh yapısına müsait değil. Sabır bu tür günler ve zamanlar içindir. Her şey iyi giderken sevmek ve kaba göre şekil almak için değil. Ortada sorunlar vardır ama düzeltilmeyecek sorunlar değildir bunlar.

İlk maçın ilk yarısında takım iyi oynar. Sağlı sollu ataklarla sürklase eder oyunu. Niteliksiz olarak nitelendirilen orta sahası bile belli bir yontulma becerisi gösterir. Ama maç sonunda skor 2-2’dir. Skora bakarak denmeyen bırakılmaz. Ne kadar karanlık şimşek varsa fırlatılır Zeus gibi. İkinci maçta aslında daha komik durumlara düşülür. İlk 22 dakika hariç doğru düzgün top bile oynanmaz fazla. Kewell denen güzel adamın birkaç büyüsü maçı bitirir. 3-1 sonrası maç değerlendirilebilecek halden bile çıkar. Sonuç itibariyle ortada tek bir kişi haricinde dikkat çekici isim bile yoktur. Tecrübenin ve kaliteli bir adamın bitirici işleri vardır. Ama skor 5-1’dir ya, Galatasaray ‘büyü’ledi denir. Hadi canım sende..

Şunu bilmek yeterlidir. Eğer şu an Fenerbahçe’nin yerinde Galatasaray olsaydı yerdeyken, kanlar içinde yere düşmüşken bile vururlardı Galatasaray’a. İnanılmaz hırpalarlardı. Kalkamaması için her şeyi yaparlardı. Manşetlerden spor yazarlarına, medya gücünden insanların karamsarlıklarından yararlanan akbabalara kadar.

Fenerbahçe kaç maçtır rezilleri oynarken, bunu sürdürürken ve kocaman bir bileti kaçırırken söylenen şey “Bu da geçer! Neler neler geçmedi ki!”dir. Ya Galatasaray olsaydı?

Arada kaç fark var?

Bilebilirim ama anlatmakla uğraşamam..

13 yorum:

Adsız dedi ki...

İlk maçtan farklı bir oyun ortaya koyduğumuzu düşünmüyorum. Sadece bu sefer bulduğumuz pozisyonları gole çevirdik. Bi de Kewell daha çok oyunda kaldı. Kaldıkça attı, attırdı; büyüledi, mest etti. Gitmesin diye neden bi taraflarımızı yırttığımız anlaşılmıştır diye düşünüyorum. Bu adam zamanımızın Hagi'sidir ancak bu takım o zamanın Galatasaray'ı değildir ne yazıkki. Hepsi bu. Yine güzel günler gelecek. Sabır ve disiplin lazım.

Eksiklerimiz var. Zaten şu kadroyla olmaması mümkün değil(di). Ancak bu turu geçmek önemliydi. Transferler oldukça bilinçli yapıldı belki biraz daha erken yapılabilseydi takım yancı medya ve bazı bilinçsiz taraftarı tarafından bu kadar yıpratılmazdı. Atiila Abi'nin düşüncelerine tamamiyle katılmamak elde değil.

Serdar Özkan; Pino'nun alternatifi olabilir demiştim. Oyunda kaldığı kısa süredeki performansı beni yanıltmadı. Bu adam keyif veriyor, verecek. Yaptığı asist çok şıktı. Cana bildiğimden çok da farklı değil. Mücadeleci, lider, takım için sürekli çalışıyor ve topla çok etkili değil. Kolay geçilmesi ve çokça çalım yemesi benim bildiğim Cana'ya çok ters. Ledesma'nın gelişiyle ve dirençli orta sahayla formunu bulacaktır diye umuyorum.

Herşeye rağmen -gerçi daha yeniler çok sağlam olsa da- bu sezonun en verimli iki transferi vardır Cimbom'da: Milan ''The King'' Baros (sözleşmesi yenilendi) ve Harry Kewell From Galatasaray :))

Burak Eren dedi ki...

Atilla Abi bize R7 forması al :)

Atilla Çelik dedi ki...

Köpeğin olsun R7 forması. Ben asıl L24 de ister misin?

:)))

Adsız dedi ki...

Valla skor güzel gibi görünsede rezil bir oyun oynadık. Mustafa Sarp, Ayhan,Hakan Balta, Servet'in takivye edilmesi lazım zira bu adamlarda ışık yok. Serdar ise garbage time futbolcusu hani bir ofsayt pozisyonda kaleci ile karşı karşıya kaldı da ölçtü biçti direğe nişanladı topu.Böyle yeteneksiz bir adam. Cana aslında vasat olmasına karşın diğer elemanlar çok kötü olduğundan iyi gibi göründü. Ben açıkçası Cana'nın Mehmet Topal'dan bir fazlalığını göremedim.Pino ve Batdal'a biraz daha şans verilmesi lazım. Göreceğiz onları. Ama şu halimizle güçlü takımları hatta FB,BJK'yi akarte etmemiz güç.

Atilla Çelik dedi ki...

Cana daha hazır olmadığı için öyle düşünmeniz doğal. Cana tam hazır olunca asıl özelliğinin ne olduğu ortaya çıkacak. Topal'dan daha fazla sorumluluk alan ve ona nazaran daha baskılı, sert oynayan biri olduğunu gösterecek. Fenerbahçe an itibariyle gerçekten sürünürken Galatasaray'ı ondan da aşağıda görmek bayağı umutsuz biri olduğunuzu gösteriyor. :)

Oğuzcan dedi ki...

Atilla abi selamlar.

Galatasaray maçları Fenerbahçe için her zaman yanılgıya sebep olur.Galatasaray'ı yendik herşey tamam modundalar onlar.O yüzden de bugün bu durumdalar zaten.

OFK Maçıyla ilgili olarakta söylenecek tek şey,köprüden önceki son çıkışı kaçırmadık :)

Sevgilerimle

Atilla Çelik dedi ki...

Merhaba Oğuzcan,

Dediğin gibi köprüden içeri girdik artık. Tam anlamıyla hazır olmasak ve ikinci maçta ilk 22 dakika hariç etkili bir futbol oynayamasak da. Umarım daha güzel şeyleri de yaşarız.

Kal sağlıcakla..

Code-444 dedi ki...

Pino'nun sakatlığı canımı fazlasıyla sıktı doğrusu. Gerçi FCN; endişe edilenden daha iyi durumda olduğunu ve 3 hafta içinde döneceğini söylüyor.

Şu Baptista olayları ne derece doğru bilemem ama Ledesma ya da Rosicky'nin -anlaşmaya varılmış olsa dahi- transferindeki ufak pürüzlerin o kadar da küçük olmadığını düşünüyorum. ScoutGS ve FCN Blog'a güvenim her kadar tam olsa da insan endişe ediyor..

Dediğim gibi; Pino'nun sakatlığı canımı fazlasıyla sıktı açıkçası. Serdar'ın ilk 11 de başlayacak olması bana güven vermediği gibi zerre keyif de vermeyecek görünen o ki. Gerçi Kewell'ı da kullanabilir ve çok da akıllıca olur ama zannetmiyorum. Elano'nun da durumu belirsiz. Takımı tam kadro izleyememek sıkıntı verici bi durum.

Her an; iyiden iyiye gol yeme tehlikesi olan bi takıma dönüşmesinden korkuyorum GS'nin. Bu orta saha kurgusu ve Neill hariç defans dörtlüsünü beğendiğimi söyleyemem. Takviye yapımına buradan başlanmalıydı. Çok baş ağrıtacak bi hal aldı bu durum.

Kontrol futbolu oynamakta zorlanıyoruz. Skoru koruyamıyor ve gol yediği anda dağılyoruz. Bu yaklaşık 5 senedir falan bu takımın hastalığı daha doğrsusu Türk Futbolu'nun kronik bir rahatsızlığı. Artık hazır olmalıyız.

İyi bi kamp dönemi geçirdi bu takım. Beklentilerin geçen sezona göre azlığı ile ardı ardına alınabilecek kötü sonuçlar sonrası olsaı bir ''kelle avcılığı'' inanılmaz bi tezat oluşturuyor. Bu durum bizi çok geri götürür. Umutluyum ama, geçen sene gibi olacak diye de kaygılıyım diğer bi yandan.

OFK maçını ilk izleyişimdeki heyecanımdan arınarak tekrar seyrettiğimde son 10-15 dk hariç ne yaptığını bilmeyen bi takım vardı sahada. Sezon başı olması, takviyesiz ve yerli ağırlıklı kadro ve şimdiki orta sahanın as takıma rotasyon oluşturacağını düşündüğüm zaman aslında korkulacak pek birşey yok gibi duruyor. Bir de sahanın kötü ve havanın sıcak oluşu da etken. Ama...

...Henüz açıklanmış bir transfer yok. Kaldı ki açıklandıkları anda, takımla beraber kamp yapamamış olacaklar ve ne kadar uyum sağlayabilecekler belli değil. Bu işler risklidir doğası gereği zaten. Yine de bu bahane olmamalı...

Uzun süreli başarıyı her zaman tercih etmişimdir. Günü kurtarmak elbet önemlidir ama uzun vadeye etki edemediği anda hiçbir önemi kalmaz.

Ne yazık ki; Galatasaray favori takımlar içerisinde FB'nin bir adım önünde olmak üzere Trabzon ve BJK'nin gerisinde yer alıyor gibi duruyor. Şimdilik elbet :)) Bursa'nın da iyi olmadığını ekleyeyim ama kadro üç aşağı beş yukarı belli onlarda daha iyi olacaklardır.

Sezon çok uzun, başarı süreklilik gerektirir. Bakalım Cimbom'u neler bekleyecek bu sezon??

Bu arada Atilla Abi; Baptista ile ilgili kulağına çalınan ya da aldığın herhangi bi transfer duyumu var mı??

Atilla Çelik dedi ki...

Baptista ile ilgili bir duyumum yok maalesef. Ledesma ve Rosicky diye bekliyoruz.

Bu arada adını gerçekten öğrenmek isterim. Ayrıca gerçekten iyi yazıyorsun ve neden bir blog açmadığını düşünmüyor değilim. :)

Code-444 dedi ki...

Mustafa Uraz...

Düşüncelerin için gerçekten çok teşekkür ederim.

Aşırı kararsız ve fazlasıyla tembel biriyim. Büyük ihtimalle yürütemem o işi. Her ne kadar öyle çok sorumluluk istiyor gibi görünmese de yaratıcılık gerekiyor bu iş için. Pek bana göre değil.

Blog çöplüğüne bir yenisi katmanın bir anlamı yok :)

Atilla Çelik dedi ki...

İsmini öğrendiğim için sevindim Mustafa.

Blog denen şey öyle sorumluluk isteyen bir şey değil aslında. Her gün bir yazı atman gerekmiyor. Canın ne zaman çekiyorsa içinden geçenleri yazmaya karşılık geliyor. Herşeyden bahsedebilirdin Bence gayet iyi, düzgün ve akıcı yazıyorsun. Sana ait bir tarz var ve bu tarzın heba olacakmış gibi görünmesi üzücü.

Code-444 dedi ki...

Ne yazık ki korkulan oldu ve ScoutGs'den açıklama geldi. Rosicky ve Ledesma transferleri suya düşmüş durumda. Alternatif olarak kimlerle görüşüldüğü, anlaşmaya yakın olunduğu ise belirsiz. Bunu sadece yöneticiler ve teknik heyet biliyor.

Şu saatten sonra da ScoutGS veya FCN Blog'un kolay kolay bilgi sızdıracağını sanmıyorum.

Bıktırdık çünkü onları da. Şimdiden başlamıştır karalama kampanyası.

İşleri zor. İnsanoğlunun kahrolasıca sistemi böyle çalışır çünkü: hep sizden bekleneni yapmanız gerekir. Yapamadığınızda ise sizden beklenenler değişmiş, eskiden size yakıştırılmayan, karşısında durduğunuz şeyler sizle anılmaya başlamıştır...

Ligin başlamasına bu kadar az bi zaman kala bu engel nasıl aşılabilir bilemiyorum umarım yönetim biliyordur. Onların işleri daha da zor.

Elano'nun satışından gelecek sıcak parayı transferin teminatı olarak göstermek nasıl bir ticari hamledir onu da bilemiyorum gerçekten. Ticaretten zerre anlamam. Ancak görünen o ki, şu durumda pek işe yaramış gibi görünmüyor...

Görünen başka bir durum da şu: Mevcut kadroyla elinden geleni yapmak durumunda olan bir takımımız ve teknik heyetimiz var. Onların işi en zor ve çileli olanı şüphesiz...

Olması gerektiği, ancak bir türlü olamadığı gibi, takımını sonuna kadar desteklemesi gereken bir taraftarımız da var. 4.1 Milyon kadarcık...

Dünyanın en popüler spor kulübünün destekçisi iseniz onun hakkını vermeniz gerekir. Bu ne oyuncularla küfürleşmekle olur ne de yönetimi istifaya çağırmakla. Sabırla, desteğinizi somut bir biçimde yansıtmakla olur. 18.000 kişilik mabedinizi eskisinden de fazla inletmekle olur.

Sıkıntılı sürece düşündüğümden de erken girdik. Ne olursa olsun güvenim tam.

Tek dileğim; bir Adnan Sezgin klasiği olarak, transferlerin son günü eksik bölgeleri yeni Inamatolar veya Carusscalar ile kapamamak.

Varsın olsun elimizdeki kadroyla çıkalım. Şampiyon olamayalım ama sistemli ve ne yaptığını bilen bir takım olalım. En azından adımlarımızı bu doğrultuda atalım.

Kurban aramak yerine eksiklerimize odaklanalım. Formanın hakkını verelim kısacası. Beklediğim bu yalnızca.

Bu oyunun size neler sunacağını asla bilemezsiniz. Umalım ki güzel günler bizi -ne olursa olsun- bulsun ve kolay kolay da bırakmasın.

YA DA BİZ O GÜNLERE SIKI SIKI TUTUNALIM...

Atilla Çelik dedi ki...

Gerçekten yapacak bir şey yok. Üzücü bir haberdi ama elden bir şey gelmiyor. Ledesma ile daha önemli kulüpler ilgilendi ve Rosicky, Wenger'den daha fazla süre alacağının garantisini aldı. Hal böyle olunca paraya sahip olup olmaman da o kadar önemli olmuyor. Ama ben her şeye rağmen sürprizler bekliyorum.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails