30 Ağustos 2010 Pazartesi

Rocky Balboa ve Galatasaray


Rocky Balboa efsanesinin iç yüzü aslında çok farklıdır. Rocky sadece bir boksörden ibaret değildir. O bizim mahallemizin içinden bir delikanlıdır. Bizden biridir. Kendini beğenmiş, zenginlik içinde yüzen, şaklabanlık yapan kibirli bir sporcu değildir. Özünü asla unutmayan, eşine sonuna kadar sadık olan ve çevresindeki insanlara yardım eli uzatmaktan hoşnutluk duyan bir karakter abidesidir. Büyük şampiyonlar lüks yaşam içerisinde keyif çatarken, lüks salonlarda çalışırken, bazen şebeklik ve şov yapmaktan kaçınmazken, Rocky’nin kendine ait bir raconu vardır. O hep içimizden biriydi ve hayatını ona göre yaşar. Mahallemizde volta atarken bizlere hayat dersi vermeyi asla ihmal etmez. Rocky’nin özü budur zaten. Hayata direnmenin ipuçlarını gözlere serebilmek ve ne olursa olsun onuruyla dürüstçe yaşamak.

Rocky direnç demektir. Onur savaşının sonuna kadar peşinde olmak demektir. Rocky başlangıçta ezemez rakiplerini. Sürekli dayak yer. Hep direnir. Sonuna kadar direnir. Acıya dayanır. Eşiğe ulaşınca son darbesini indirir. Sadece ringde değil, ring dışında da mücadele etmesi gereken anlar olur o zor dikenli hayatında. Bokstan uzaklaştığı anlar olur. Ya da yaşlandığı gün gelir. Bazı kişilerin alay konusu olur. Hatta kendi çabasıyla beslediği eller bile ihanet eder ona yeri gelince. Bir zamanın dev şampiyonu, artık bir şebek haline çevrilmiş ve onuruyla oynanmıştır. İşte o Rocky, yaşlılıktan sarkan suratıyla, kendisiyle alay edenlere onurunu göstermek için ölümü bile gözü alabilir. Bu onun için bir onur mücadelesidir. Öyle de olmalıdır.

Rocky Balboa bizim mahallemizin abisidir. İçimizden biridir. O kadar alaya alınmayı hak etmez. O her zaman Rocky olmuştur. Yaşlanıp yanakları sarktığında ve göbek yaptığında bile saygı duyulması gereken bir kişiliktir. Çünkü o zaten şampiyondu. Bir gün ayağı takılıp düşse ve zor zamanlar yaşasa bile onurundan kaybolan bir şey olamazdı. Ona saygı göstermek gerekirdi.

Eskişehir maçı öncesi Galatasaray çok alay edilen bir takım durumundaydı. Kendi içinde gerçekten sorunlar yaşıyor olabilirdi ama bir rakip olarak saygı görmesi gereken bir camia olduğu gerçeği değişmezdi. Eskişehir tarafından gelen alaycı söylemler ve Sezer Öztürk’ün büyük bir camia ile resmen dalga geçmesi, bir çok Galatasaray taraftarını çıldırtmış; buna tepki göstermeyen yönetim ve kaptan Arda’ya bazı tepkiler gelmişti. Bugünkü maç ise bu anlamda bir onur mücadelesi tadında olmalıydı.

Doğruyu kabul etmek gerekir ki, umudunuz yoktu. Gururunuz incinmişti. Bu takımın oyuncularının mücadele etmemesi, direnç göstermemesi, agresif oynamaması ve ruhunu sahaya yansıtmaması gibi konulardan dolayı gururunuz incinmişti. Bu ruh hali ile beraber dört maçtır Eskişehirspor’u yenemeyen bir takım olmak ve kötü geçen seri nedeniyle umutlu olmamak doğal bir süreçti.


Belki Galatasaray maç boyu çok etkili oynayamadı. Bir içim su değildi. Ama yaptığı bir şey vardı. Hoşunuza giden bir şey.. Nihayet direnç göstermişlerdi. Oyunlarına Ayhan bile dahil agresiflik katmışlar ve formalarını terletmeye başlamışlardı. Son maçlarda bir türlü bildiğimiz Arda gibi oynamayan, kaptanlığın gereklerini yerine getirmeyen, oynanan oyuna isyan etmeyen Arda’nın da bu direncin içinde olan bir isim olması içinizi biraz ısıtmıştı.


Galatasaray taraftarı olarak istenen buydu. Bu maçta yine yenilebilirdi belki ama sahada mücadele eden, direnç gösteren toplu bir direniş görmek isteniyordu. Islatılmış forma görmek isteniyordu. Takım yere düşmüşken, güçlü bir şekilde iki ayağı üzerinde kalkmasını bekliyordu. Maçın son dakikalarında dahi savunmasına yardım eden, kendi bölgesindeki köşe gönderinde rakibe basan, top çalmak isteyen bir kaptan istiyordu. Bu yüzden içinizin biraz rahatladığını hissediyordunuz. Bu bir istikrara bağlanır mı, takım tam anlamıyla ayağa kalkabilir mi bilmiyorum ama bu mücadele ve eforu kabullenirsiniz.

Galatasaray’ın özellikle ikinci yarının başındaki istekli başlangıcını görünce herhalde bu sefer olacak dediniz. Gol gelene kadar da gerçekten istekli ve dirençli bir oyun vardı. Bu başlangıcı görünce nedense bu kez kaygılanmamıştım. İçime garip bir rahatlık oturmuştu. Ellerinden geleni yaptıklarına emin olmuştum çünkü. Bunu gördüğünüz zaman bir umudunuz olabiliyor.

Eskişehir gerçekten kötü oynamış olabilir. Bunun nedenlerini de sorgulamak lazım. Önceden rakibi sahasına daha rahat şekilde buyur eden bir takım varken, bu maçta buna izin vermeyen bir Galatasaray baskısı söz konusuydu. Eskişehir sol kanadında Tello ve Volkan gibi savunma yönleri üst düzey olmayan oyuncular varken ve Volkan ileri çıktığında geri dönmekte zorlanırken, Galatasaray o bölgede tam anlamıyla bir maden buldu. Barış’ın yaratıcılık meziyetlerinin olmaması çok tehlikeli ataklara izin vermedi.

Genel görüntü itibariyle Galatasaray’ın olumlu bir görüntü sergilediğini ve ahım şahım olmasa da bu kadar zor bir dönemde iyi oyun tutturduğunu kabul etmek gerekir. Erkenden sevinmemek gerekir. Önemli olan istikrar ama anın keyfini çıkarmakta fayda var. Biliyoruz ki, bu takım kenetlenirse ve birbirleri için oynarlarsa aşamayacakları engel olmaz. Gelecek yeni transferleri düşününce ve Eskişehir’i dört maçtır yenemeyen, iki yıldır deplasmanlarda pasif kalan bir takımın direnişini görünce en azından içinizde bir umut oluyor. Galatasaray taraftarlarının istedikleri de bu. Umut..

Bu takımın taraftarlarının istediği üçüncü goldeki kenetlenmedir. İleri uç oyuncularının bile sürekli defansa gelip yardım etmesidir. Yani takım olarak, birbirleri için oynamalarıdır. Kaptanın ayakta duramayacak hale gelmesine rağmen ısrarla top kovalamasıdır. Öne geçtiğinde acaba bu avantajdan yararlanamayacak mıyız diye hissettirmemesidir. Oyun 1-1 iken, ikinci yarının başlangıcı ile birlikte acaba yenebilir miyiz diye kaygılandırmamasıdır. Yoksa çok şey mi isteniyor?

Galatasaray bu maçta yediği onca yumruk sonrası nihayet ayağa kalkan ve yumruklarını konuşturmaya başlayan Rocky Balboa gibiydi. O zaten şampiyondu. Onurunu ayaklar altına aldırmamalıydı. Bu onur mücadelesini gösterdiği sürece, ağzı burnu dağılsa ve ringde defalarca düşse bile, o, bizim mahallemizin sırtını yasladığı Rocky olmaya devam edecektir. Bu onura leke sürüldüğünde ise içimizden biri olan Rocky’e çok üzüleceğiz ve kızacağız.

1 yorum:

Ümit dedi ki...

"Don't ever underestimate the heart of a champion!"

Rudy Tomjanoviç

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails