18 Eylül 2010 Cumartesi

Bucaspor:0 – Galatasaray: 1 – Tarladan Çıkan Tek Fişek


Bir tarafta Kewell, Misimoviç, Pino, Baros gibi halı düzlüğündeki sahalarda oynamaya alışkın olan isimler.. Diğer tarafta ise İzmir Atatürk Stadı.. Türk futbol piyasasında milyonlarca avro para dönerken, ülkemizde kaldıkları süre boyunca çift haneli milyon rakamlarına ulaşarak futbol hayatını sürdüren üst düzey isimlere reva gördüğümüz stadyum bu işte. Ülke olarak hâlâ tarlayı andıran sahalarda futbol oynamaya çalışmak, ülkemiz futbol prestiji için ne kadar önemlidir, bunu futbola kafa yoranlar düşünmeli. Ama bu kadar değerli oyuncuların böyle sahalarda oynatılması futbolu katletmek ile eşdeğerdir benim gözümde. Bir de onlara karşı da mahcup olmak ve rezilliktir. Diğerlerinin gözünde nedir bilemem.

Sahanın halini görünce kararımı hemen vermiştim. Galatasaray’dan güzel bir futbol beklemeyecektim. Tarlanın birinde göze hoş gelen bir futbol beklemek haksızlık olurdu. Olsa olsa meydan muharebesini andıran mücadele futbolu bekleyebilirdim. Arada birkaç paslaşma olursa ne âlâ! Beklediğimiz gibi de oldu. Galatasaray’da da sürmeye devam eden arızalar, hücum bölgesine yardımcı olmaktan aciz orta saha, mücadele etmekten öteye gidemeyen orta ikili, sert ve sağlam bir şekilde savunma yapmaya çalışan ve son maçlarda bunu başarıyla uygulayan bir defans hattı..

Galatasaray’ın sorunları belli. Elinizde Baros, Kewell, Misimoviç ve Pino gibi hücum özellikleri üst düzey olan ve rakiplerin kabusu olabilecek kapasitede bir hücum hattı var. Ama bu hücum hattını besleyebilecek kaynak yeterli değil. Bu oyuncuları besleyecek kaynağı güçlendirmediğiniz sürece aynı hastalık devam edecek. Maçların gidişatı ve aldığı hal, Gaziantep ve Buca maçlarında olduğu gibi içinizi kemirmeye devam edecek. Şiir gibi bir futbol göremeyeceksiniz. Bunun yerine, Kewell ve Misimoviç gibi oyuncuları rahat bir şekilde besleyemediğiniz için, onlar elinizin altına kadar gelecek, ağızlarına bir kaşık bal serpebilmeniz için. Eğer Kewell ve en önemlisi Misimoviç gibi asıl işlevlerini ileride yapacak oyuncuları geri gelmeye zorlamaya devam ederseniz, hücumsal özelliklerinden faydalanamazsınız. Asıl güçlerini hücum yollarında harcaması gerekenleri, orta sahaya gidip gelmelerinden dolayı erkenden bitirirsiniz. Akışkan hücum organizasyonları sağlayamazsınız ve sürekli ileriye oynayan bir takım hüviyeti kazanamazsınız. Bu orta saha yapısı ile ancak bu kadar.

İronik olan nedir biliyor musunuz?

Aynı orta saha olmasaydı, yani Sarp ve Ayhan’ın bu kadar didinip çalışması olmasaydı son iki maçı gol yemeden tamamlamak ne kadar mümkün olurdu orası tartışılır! Ama Galatasaray orta sahasına gerekli olan ilk özellik, hamal gibi koşturacak oyuncudansa, hücum bölgesini akıcı pas trafiğiyle besleyebilecek bir oyuncudur. Galatasaray orta sahası Sarp ve Ayhan gibi oyunculardan oluşmaya devam ettiği sürece uzun süre akıcı futbol ve hep hücumu düşünen bir Galatasaray beklemeyeceğim. Lorik Cana’nın 6 yabancı kontenjanına takılması üzücü bir durum. Halbuki Galatasaray’ın bana göre orta sahadaki en büyük ihtiyacı Cana’dan başkası değil. Oyuna girer girmez farkını hemen belli etmişti. Basit gibi görünen ama üst düzey iki bitirici pas ile takımını tehlikeli hücumlara çıkaran öznenin kendisiydi Lorik Cana.

Bucaspor 1-0 sonrası oyunu riske edene kadar Galatasaray’ın çalışan kanatlarından söz edemeyiz. 80 dakika boyunca etkisiz bir görüntü sergileyen Pino, son 10 dakika rakibin bıraktığı boşluklarda cirit atmaya ve kaleyi yoklamaya başlamıştı. Bu çabalar sonucunda maçı bir anda 3-0’a getirmesi işten bile değildi. Pino’nun tehlikeli ve hızlı bir oyuncu olduğunu biliyoruz ama fiziksel olarak hazır olmadığını, kalabalık ve kademeli savunmalar karşısında pek etkili olamayacağını ve kendisine açık alanlar bulduğunda futbol dilini üst düzeyden konuşabildiğini biliyoruz.

Galatasaray futbol olarak zevk vermiyor. Son iki maçtır sadece mücadele edebiliyor. Bu durum ortalama bir takım tadı bırakıyor futbol dimağlarında. Kadrosunda bu kadar önemli isimler barındıran bir takımdan bu tadı almak üzücü ve sıkıntı verici. Orta sahası Sarp ve Ayhan olanın en fazla yapabileceği şey bu. Ayhan’ın galibiyet golünü atması maçın bütününü, genel görüntüsünü ve Galatasaray’ın asıl sıkıntısını örtmüyor. Takıma galibiyeti getiren Ayhan, Cana’nın 10 dakikada yaptığı şeyleri 90 dakika boyunca yapamıyor. Mücadele etmek, sürekli koşmak, defansif katkıda bulunmak fonksiyonlarına denecek bir şey yok ama Galatasaray adı verilen bir hücum takımı kimliğini bu futbol diliyle oturtamazsınız. Hücum bölgesini zengin bir şekilde besleyecek besin kaynaklarına ihtiyacınız vardır. Bu besinsizliğe bir çare bulunmadığı sürece Misimoviç’e verilen para çöpe atılan bir paradır. Çünkü Misimoviç’in asıl özelliği forvet arkasında bitirici, öldürücü pasları atmak, tehlikeli atak varyasyonlarını organize etmek, bunu yapabilmesi için de onu orta sahadan güzelce besleyebilmektir. Onun asıl işi orta sahaya kadar gelerek topu almak ve oradan hemen önündeki oyuncuya pas vermek değildir.

Son maçlarda Galatasaray’ın defansif anlamda daha da toparlandığını, savunma dörtlüsünün biraz daha sağlam oynadığını söyleyebiliriz. Insua enerjisi, yerini bulan pasları ve mücadelesi ile takım savunmasına önemli katkılarda bulunuyor. Gaziantepspor maçına kadar her resmi maçta kalesinde golü gören ve bunu da oldukça beceriksiz bir şekilde beceren bir takımın, son iki maçtır kalesini gole kapaması, genç kaleci Ufuk’un her geçen maç güven vermesi, takımın son üç maçını kazanması ve bu anlamda bir özgüven kazanması buz dağının üstünde kalan kısımları..

Varsayalım, bunu şimdilik defansif ve mücadele futbolu anlamında bir gelişme ve evrilme olarak düşünmeye çalışalım. Ve de her oynanan maç sonunda hücumsal organizasyonların da artık adından söz ettirmesini bekleyelim. Bazen kendisine kızsak da, oyun içindeki tercihlerine ve bazen sürekli çalım atma sevdasından bunalsak da Arda’nın olmadığı Galatasaray lezzetli bir Galatasaray değil. Olamıyor. Olması da zor. Gerçek bu. Arda her şeye rağmen futbolun keyif veren yüzü.

Maçın en güzel tarafı mı?

Tabii ki İzmirli Galatasaray taraftarlarıydı. Sizler bir harikasınız. Hep öyleydiniz. Ne İstanbul ne de Ankara taraftarları sizlerin yanından bile geçemezler.

4 yorum:

WarBlood dedi ki...

Abi İzmir taraftarı deme sadece:)Berdeyse bütün ege ordaydık bu akşam.Ne Bjk ne de fb o atmosferi yaşatamaz o stadda.Zaten Bjk ilk hafta bizim yarımız olamadı tribün olarak.Bu muhteşem atmosferde takımında muhteşem olmasını bekledik ama ne yazıkki hayal kırıklığı oldu.Neyseki alınan 3 puan sıkıntıyı hafifletsede bu takımdan çok daha fazlasını beklemek hakkımız.Cana'nın bir an önce takıma adapte edilmesi lazım.Sanırım bu da Arda gelince olacak,olmalı.Aksi takdirde ileri 4'lüden hiçbir şey beklenmemeli.Son 3 haftada oynanan kötü futbola rağmen alınan 9 puan takım için çok büyük bir şans.Arda'nın dönmesi ve Cana'nın katılımıyla beraber takım bir nebze düzelecektir.Ama genel anlamda bu futbol ve kadro yapısıyla bir yerlere varmamız ne yazıkki mümkün görünmüyor...

Code-444 dedi ki...

Öhmm; Atilla Abi maçı yerinden izleyip, boğazını patlatanlardan biri olarak son cümleni üstüme alıyorum izninle :))

Cana çok geç oyuna girmesine rağmen harikaydı. Futbol kötüydü genel olarak...

Atilla Çelik dedi ki...

Merhaba Warblood,

Evet haklısın. İzmir değil de tüm EGE taraftarları demem lazımdı. Tek kelime ile harikaydınız. Keşke Aslantepe orada olsaydı da alem seyirci görseydi. :)

Tespitlerine kesinlikle katılıyorum. Aynı şeyleri düşünüyoruz. Bence Rijkaard da bunun farkında. Geçen hafta Gaziantep maçı sonrası bize biraz zaman tanıyın ve bu futbolu bekleyin, şimdilik, elimizdeki bu verilerle daha çok maçları kazanmaya odaklanmalıyız gibilerinden cümleler sarf etmişti. Biz de düzelme bekleyelim. Nasıl düzeleceği belli ama önemli olan o kararları verebilmek olacak.

Atilla Çelik dedi ki...

Merhaba Mustafa,

Hazır maçtayken adaşını bulaydın da biraz tokatlayaydın, koskoca maç boyunca ne yaparsın uleyn sen diye. :)

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails