12 Ocak 2011 Çarşamba

Bir Aslanın Gözyaşları


İnsanoğlu hatıralarla doludur. Sevinçli ve hüzünlü, mutlu ve karamsar hatıralar.. Yüzümüzde her geçen zaman beliren kırışıklıklar ve çizikler hüzünlenilmesi gereken bir şey değildir. Bu hayatın, biz insanoğluna neler yaşattığı ve ne gibi deneyimlerden geçirdiğinin kanıtıdır. Bu hayatı öyle ya da böyle yaşadığımızın kanıtıdır. Gururun bir parçasıdır. Derin, yoğun ve duygusal anların yaşandığı hatıraları aklımıza getirdiğimizde içimizden bir parça kopar. Yüzümüzdeki kırışıklıkların nasıl meydana geldiğini anlarız.

Bazı insanlar içlerinde fırtınalar kopsa bile duygularını hiç belli etmezler. Sevgili Burak Eren, taş sana değil tabii ki. Bazıları ise yelkenleri hemen koy verirler. Hayata dair bir çok ağır şey yaşamama rağmen duygusuz olabilen bir yaratık olamadım. Bazı anlarda tek tepkim tepkisizliğimdi. Ama ya kendi içimdeyken?

Yerkürenin en gürültülü ve en sert müziklerini bile yeri gelince aşırı zevkin yaşattığı dolan gözlerle dinlemişimdir. Kendi kabıma ve içime döküldüğüm zaman duygusal fırtınalar yaşarım. Gözlerim dolar. Bu halim daha doğumumda DNA’larıma yedirilmişti belki de. Yalnız başıma bir dünya içinde kaybolduğumda ve duygusal anlara maruz kaldığımda, örneğin bir film izlerken vurucu bir sahne ile karşı karşıya kaldığımda, uzandığım yatağımda gözlerim dolar, gözyaşları boynuma doğru akmaya başlar. Durduramam da.

Yerkürenin en sert, vahşi müziğini dinleyen bir insanoğlu olarak duygularımın benden hiç kopmaması farklı bir tezahür olsa gerek hayata karşı. Dün, Ali Sami Yen veda gecesinde Ali Kırca şiirine başladığında ve büyük adam, aslan parçası Tugay Kerimoğlu’nu ağlarken gördüğümde yelkenleri koy vermem ve benim de gözlerimin dolması gibi. Üstüne üstlük Hagi’yi de gözyaşları içinde görünce, Galatasaray’ın ve Galatasaraylılığın nasıl bir şey olduğunu kemiklerim sızlayana kadar anladım. Daha derinden hissettim.


Tüm bunlar, yaşananlar ve hissedilenler insanoğlunun garip ruh hali olsa gerek. Kötü giden bir şeylerin ve yanlışlıkların ardından, dökülen gözyaşı beraberinde merhameti, affediciliği ve yumuşak başlılığı getiriyor. Kimimiz kincidir. Gözyaşları bile yolumuzu kesemez. Kimimiz tüm kızgınlığına rağmen bu öfkesini çabuk unutup affeden tarafındadır. Galatasaray’ıma bazı noktalarda kızgındım. Galatasaray’ın kendisine değil ama! Bazı kişilere! Ama bu kızgınlığın içinde nefretin en ufak bir parçası bile barınmıyordu. Merhametli bir insan olmanız, sevdiğiniz bir şeye karşı sizi kırılgan hale getiriyor. Büyük tepkilerin en büyük sebebi de büyük sevmeler değil midir? Sevmediğiniz bir şeye karşı vereceğiniz tepki ile çok sevdiğiniz şeye karşı vereceğiniz tepki farklıdır. Çok sevdiğiniz bir şeyin hatası, yanlışı sizi daha fazla kızdırır ve üzer. Galatasaray’a dair yanlışların bizi çok yaraladığı gibi..


Bir de bazı profiller vardır. Bazıları böyle sosyetiktir, popülerdir. Toplumun genel görüntüsünden uzaktır. Bizden bir parça değillerdir. Kibir ve burnu kalkıklık parçalarıdır. Başınıza bir şey geldiğinde sırtınızı böylelerine dayayamazsınız. Bir mertlik algılayamazsınız karakterlerinde. Babacanlık ve sıcaklık değildir bedenlerinden yayılan elektrikler. Hani, Cristiano Ronaldo’nun yüzüne baktığımda algıladığım şeydir bu. Belki bu sözlerin hiçbirini hak etmiyordur. Bilemem. Ama çehresine ve tavırlarına baktığımda algıladığım şey budur. Hayatım boyunca iletişim kurmadığım biri hakkında kesin nitelemeler yapamam. Bir şeyler çağrıştırdığını söyleyebilirim.


Bir de Juan Emmanuel Culio gibileri vardır. Kendisi hakkında sessiz kalmışsınızdır ve erkenden yorum yapmak istememişsinizdir. Bekleyip görmeyi tercih etmişsinizdir. Benim gibi! Bazı karakterler vardır hani. Bizden bir parçadırlar. İçimizden bir parça. Başınız belaya girdiğinde sığınabileceğiniz bir limandırlar. Merttirler. Bizim mahallenin çocuğudur ve kol kanat gerer sana. Sıkıntılarını ve dertlerini paylaşabilirsin. Hayatın bağrından, acılarından ve sertliklerinden varolmuştur. Hayatın sillesine karşı mücadele etmiştir. Hayatın, helal kazancın ne demek olduğunu bilen karakter abideleridir bu ağabeyler.

İşte Culio’nun bana hissettirdikleridir bunlar. Futbolculuğunu bir kenara bıraktığımda hayatı için savaşan, büyük annesi için futbolu bir süre bir kenara atan, geçmişte alın teriyle inşaatlarda çalışan, hayatın ne kadar zor ve çetin olduğunu bilen bir karakter abidesi.. Eğer ki Galatasaray karakterden dem vuruyorsa bu anlamda bir nokta atışıdır Culio. Yahu, adam gibi topçu olmadıktan sonra evliya olsa ne yazar diyebilme seçeneğine de sahibiz. Onu da diyemiyoruz! Çünkü adam futbolcu. Topçu! Futbol nasıl oynanır biliyor. Yıllardır kabız bir orta sahaya sahip bir takıma nihayetinde topu ayağına yakıştıran, yüksek pas yüzdesiyle oynayan, yüksek fizik gücüne ve enerjisine rağmen teknik ayaklara sahip olan, uzaktan sert ve etkili şutlar atan, hırslı, sorumluluk alan ve yeşil zeminde futbolun nasıl oynanacağını bilen bir adam girdi Florya’nın kapısından içeri. Sanki 40 yıllık Galatasaraylıymış gibi sevinmesi, sevinç yumağına gömülmesi, lider özelliklere sahip olduğunu belli etmesi ve her şeyden önce son zamanlarda en çok sıkıntı yaşanan sorumluluk al(a)mayan oyuncu özelliğinden uzak olması dikkat çekici unsurlar.

Takımda yıldızlar tabii ki olmalıdır. Ama bazen de savaşçılar ve takımın kritik parçacıkları olmalıdır. Bu parçacıklar olmadan yıldızlar bir yere kadar. Galatasaray uzun süre yıldızları yeterli adamlarla savaşa sürememekten muzdaripti. Culio ve Pino gibi adamlar bu eksikliği kapatacak kalibrede oyuncular. Bu tür oyuncular her daim olmalıdır. En azından yeterlilikleri olan alternatifler olacaklardır. Bu takıma Baros gibi yıldızlar, Culio gibi savaşçılar lazım. Hani Galatasaray’dan gitmek istediği söylenen, Ali Sami Yen’den hatıra olarak soyunma odasının kapısını söküp alan Baros!


Öte yandan ne hikmetse Pino’ya ayrı bir sevgi besliyorum. İlk geldiği günden beri imajı bana hiç itici gelmiyor. Bazılarımıza göre tam bir gangster tipi var ama bana hiç o etkiyi vermedi bu sportmen genç. Belki de benim de yıllardır uzun saçlı oluşumdandır. Bazı taraftarlar farkında olmasa bile önemli bir değer olduğuna inanıyorum Pino’nun. Sadece futboluna odaklanan, futbol dışı şeylerle uğraşmayan, rakibine ters reaksiyonlar göstermeyen ve defalarca yere düşürülse bile hiçbir şey olmamış gibi kalkıp futboluna geri dönen tiplerden Pino. O kadar yere düşürülüp hala sakin kalabilen, ama tüm sakinliğine rağmen hırslı bir futbol oynayan garip bir ruh haline sahip, insanlara topu ayağına aldığında heyecan veren, adrenalin pompalayan özellikleri haiz bir oyuncu. Aldığı ücreti ve yaptıklarını düşününce, son vuruşlarında ve son karar verme seçiciliğinde düzeltme yoluna gittiğinde elimizde tutmanın güç olacağı oyuncuların başında geliyor. Kewell’ı nasıl sevdiğim ortada. Cana’yı da çok severim. Belki size garip gelecek ama Pino’yu da neredeyse o ayarda seviyorum. İmajından oynadığı topa kadar. Uzun saçlarının hastasıyım be Pino..

Galatasaray taraftarı mı?

Bir kısım Galatasaray taraftarı için diyeceğim hiçbir şey yok. Daha maçın bitmesine uzun süre varken futbolcusunu yuhalayıp işi bu sezon her zaman olduğu gibi yokuşa süren, manevi bir değeri olan ve son demini yaşayan bir aslan arenasına hiç yakışmayacak tartışmaları ve kavgaları sokan bir kısım Galatasaray taraftarı, eğer kendisini hala bir Galatasaray taraftarı olarak duyumsuyorsa, kendisine en yakın köprüye tez yetişsin ve kendisini aşağıya atsın. Cidden sizden utanmamak mümkün değil. 2006 yılından sonra bitmiş durumdasınız. Tabii ki bir kısmınız..

Hiç yorum yok:

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails