22 Haziran 2011 Çarşamba

Godfather’ına Trip Atan Şımarık Galatasaray Çocuğu


Takımın teknik sorumlusu bazı oyuncuları ister. İstediği trio aynı takımdandır. Alınması istenen trionun aynı takımda olması bazı anlamlarda daha az trafik kat etmek ve emek sarf etmektir. Atlarsınız jete, ilk olarak kulüple konuşursunuz. Resmi sitenizde trioya dair kulüple görüşmeye başladığınızı ifade edersiniz. Jetten indiğinizde de kulüple görüştük, oyuncularla da görüşme devam edecek, daha hiçbir şey belli değil dersiniz. İşte her şey o zaman kopmaya başlar.

Trionun Spartaküs tarafına eleştiri başlar. Kalaslıktan tut kazmalığına kadar. Teknik ayak tarafına istikrarsız damgası vurulur, golcü tarafına da yaşlı, moruk, dede yaftası.. Bahsi geçen paralar büyük paralardır. Yıllık 5-6 milyondan bahsedilir. Haliyle bu kadar para neyin nesidir eleştirileri de gırla gider. Kimisi teknik ayağa süper adam derken, kimisi başka adam mı yoktu der. Ve aslında en büyük argüman yaratılır taraftarlar tarafından. Trionun istediği takım zamanında Sarı Kırmızılı tarafın genç kaptanını istemiştir. Argümana göre bu genç çocuk başkandan izin ister gitmek üzere, başkan da ‘hop, dur orada, sana ben onları getireceğim’ der. Geyiktir tabii ki ama bu geyiği üretenlerin acayip hoşuna gitmiştir. Onlara göre başkan ne isterse alacaktır. O bizim babamızdır. Biz ise Şişko Nuri.. Şımarığın önde gideniyiz. Biz isteriz. Baba alır. Trioyu istemiştik, kırbacı vurmak için. Sonra olmayınca kırbaç elimizde kaldı ve bazılarımız kendimizi yerden yere vurmaya başladı.

Ama sadece bu mu? Galatasaray taraftarı üç yıllık depresyondan kurtulamamıştır. Kaç tanesi tam olarak ne istediğini ve ne söylediğini bilmektedir? Birinin ak dediğine bir başkası kara diyor. Öyle bir üç yıl yaşanmıştır ki depresyon, paranoya, korku, şüphe bizim bir parçamız olmuştur. Seçilen bir ismi bir kısmımız eleştirirken bir kısmımız övüyor. Bir kısmı ücrete takarken bir kısmı iş yapmaz diyor. Ama bazı gerçeklikleri ne kadar algılayabiliyoruz? Eğer bir oyuncuya yıllık üç milyon öneriyorsanız ve kabul etmiyorsa, bu rakamın dört veyahut beşe çıkarılmasını mı istiyorsunuz? Varsayalım babamız biz şımarıkları memnun etmek için üç olan teklifi dört veya beş yaptı; kaç lira olursa olsun ücrete hiç bakmayan Şişko Nuri’lerden mi olacaktık? Yoksa babamız eşeğe yüz bin lira mı vermeliydi, bedeli bin lirayken.

Bir baba var. Yeni bir işe atılmış. Enerji vermiş çevresine. Çevresinde çocukları. Ama bu çocuklar üç yıl boyunca büyük acılar çekmiş. Bazıları Galatasaraylılık benliklerini bile kaybetmiş. Gerçek Galatasaraylılığın ne olduğunu unuttuğumuz bile söylenebilir. Kesin aldık, işlerini bitirdik dememiş. Kulüple görüştük, oyuncularla görüşüyoruz, daha bitmiş ya da kesinleşmiş bir şey yok demiş. Bala yaldır yaldır koşan aç ayılar gibi saldırmışız. Kendi kafamızda bitirmişiz bile transferi. Ne bitirmesi? Aklımızın ve yazıtlarımızın içindeki kadrolara bile koymuşuz. Formasyonlara dahil etmişiz. Kimini forvete, kimini sağ açığa, kimini forvet arkasına koymuşuz. Forvet arkasında mevcut koşu yollarını bile işaretlemişiz. Kendi kendimize çalıp kendi kendimize oynamışız.

Babamız, aha oğlum, sana trioyu aldım dememiş. Görüşüyorum demiş. Ama biz atmışız hayvanlar gibi solomuzu. Öyle ya, üç yıllık garip hissedişin ve de kör uçuşun etkisinde yaşamaktan bıkmış olsak gerek, hemen rakiplerimize orta parmaklarımızı bile göstermeye başlamışız. Halbuki, ben de bu trioya sürekli ‘muhtemel’ demişim. Biliyordum çünkü kesin olmadığını, bitmediğini.. Babamı dikkatli ve iyi dinlemiştim. Rakiplerimle alay etmek işim değildi.

Bazılarımız için trionun takıma ne vereceği o an için önemli bile değildi. Önemli olan düşman bellediği rakip takımın taraftarlarına belden aşağı vurmaktı. Onlarla dalga geçmekti. Onların alamadığını biz aldık diye kendi kendimizi zevklendirmekti. Babam genç kaptanımın ayağına istediği takımı getiriyor demenin muazzam tadını yaşamaktı.

Biz babamıza çok güveniyorduk. Ne istersek alır sanıyorduk; şeker, dondurma, bisiklet, oyuncak ayı, tabanca, altın semerli eşek.. Bazılarımızın istediği, bazılarımızın istemediği, bazılarımızın çok pahalı bulduğu, bazılarımızın gereksiz bulduğu oyuncaklara bakmaya gitti baba. Aralarından birini aldı. Diğer iki oyuncağı bir türlü alamadı. Neler yaşandığı belli de değil ya! Oyuncak ayılardan biri çok ama çok para istiyor. Diğeri de öyle ama gelmek istemiyor. Elin Britanya Adaları’nda bile ‘vatanım, vatanım’ diye kendisini yerden yere vurmuştu bu deyyus oyuncak.. Babamız alamadı işte. Şimdi gün babamıza kıçımızı çevirmek, ona trip atmak günüdür. ‘Onlara ret edemeyecekleri bir teklifte bulunacağım’ demesine alıştığımız ve bundan büyük gurur duyduğumuz babamızın iş bilmezliği olarak göreceğiz bunları..

Ama ne kadar da garip!

Babamız ‘ben The Godfather’ım ulan, ret edemeyecekleri teklifleri yapacağım’ dememişti. Onu, biz çocuklar kendi kendimize yaratmıştık. O ne isterse alabilirdi. Biz böyle bir hayal dünyasının içine düşmüştük. Alice’dik biz. Biz en çok neden kızıyoruz babamıza biliyor musunuz?

O kadar istediğiniz adamı biz alıyoruz ulan, ha ha ha ha diye dalga geçtiğimiz Siyah Beyazlı taraftan dolayı. Çünkü bir tokatla oturdun aşağıya. Babam kaptanıma istediği takımı alıyor, getiriyor diye dillendirdiğin repliğin ve kendini çok fazla Kaf Dağı’nda hissetmenin acı cevabını feci bir tokatla yüzünde hissettiğin için. En çok bunlar için babana kızıyorsun. Karşı tarafla zamanında alay ettiğin ama aynı alaylara şimdi sen maruz kaldığın ve buna dayanamadığın için babana kızıyorsun. Üçün üçünü alacağız ulan diye böbürlenirken, üçün birini aldılar lafına dayanamadığın için babandan nefret etme yoluna doğru gidiyorsun.

Halbuki bir çoğunu istemeyen sendin. Parasını çok bulan da sendin. Kendiniz çaldınız, kendiniz oynadınız. Babanızın bunda o kadar büyük bir payı olmasa gerek. Çünkü şımarık çocuk şımarıktır. Baba dayağından anti şımarıklık şırıngalanmaz.

6 yorum:

OzZ dedi ki...

Müthiş bir yazı,yüzümde bir gülümsemeyle okudum.Tebrik ederim.

Gelmiyorlarsa gelmezler zorla getirip oynatacak halimiz yok ya diretmenin bi manası yok bizim şimdi yeniden bi plan yapıp doğru kişilere yönelmemiz ve takıma kazandırmamız gerekli.takım içi bütünlüğün sarsılmaması lazım.Önce takım olmayı başarmalıyız öyle bir takım kurmalıyız "başarı başarı başarı" vaad ettiysek.Ayrıca rakiplerimizin kadroları oturmuş kadrolar ve biz 4 senedir hala adam alıp gönderiyoruz rakip var olan gücüne güc katarken biz güçlenme ,güç oluşturma çabalarındayız hala.bizim asıl sorunumuzda bu.bunu hala oturtamadık.bana göre en önemli şey yapılması gereken.şimdi bu "2 sene daha en fazla oynarsa oynar" dediğimiz adamlar gelseydi 2 sene sonra da değişen bir kadro olacaktı.Gs'nin karına olan hiç bir şey olmayacaktı.adımlarımızı atarken ne kadar sağlam ve doğru atarsak Gs'de o kadar hızlı ve hak ettiği gibi ayağa kalkar.
diyorum ben.

ayrıca yönetimde henüz daha yeni ve tecrübesiz olduğu için belli bir heyecanla yaptıkları yanlışlar da var bunu da belirtmek gerekir.

Atilla Çelik dedi ki...

Teşekkürler Ozz,

Hiç hata yapmamak gibi bir seçenek hiçbir insanın ya da kurumun bünyesinde bulunmaz. Hatalar her zaman olacaktır. Problemler de olacaktır. Ama daha önümüzde zaman varken, başka alternatiflere sahipken bazı sorunlardan dolayı, daha 50 gündür iş başında olan bir başkanı yerden yere vurmaya tenezzül etmeyi de Galatasaraylılık etiğine uygun görmüyorum. Olayın aslında ana fikri budur.

OzZ dedi ki...

Haklısın. (:

Code-444 dedi ki...

Reyes-Forlan olmadığı için çooook mutluyum açıkçası. Drogba da gelmezse benden mutlusu yok.. Ancak o bölgeye alternatif olarak Fabiano-Cisse gibi isimler geçerken ve bu bölgeye bir 'SAHAYA YILDIUUZZZ ! TRİBÜÜNHEEE TARAFFFTARHÜEEE !!' hamlesi yapılacak gibi dururken.. E o zaman Drogba olsun elbet. Eşşek değiliz ya.. Dengeler karışsın, kaos alevlensin. O aptal taraftar da mutlu olsun.

'Defans-Orta Saha' vasatlıktan kırılırken forvet hattı süperlüküxsxssxxs olsun yine. Rijkaard'ın ilk dönemi unutuldu çabucak. Yoksa kim istemez Reyes'i, Forlan'ı ?


Anlamsız yılddddııızzzz !!! seferleri midemi bulandırıyor. Azalarak bitesi 'TRANSFÖÖÖÖERRRRRR' taraftarı da tiksinti veriyor fazla fazla.

NOT: Ujfalusi'yi ben hiç beğenmiyorum Atilla Abi :) Hatta çeşitli ortamlarda, 'kalasın önde gideni dangoz ayı' demişliğim mevcut kendisine. Verilen parayı da çok buluyorum. 'Sümüklü Vol.2' olacağından korkuyor, kuytuda köşede için için ağlıyorum :)) Umarım yanılırım. Negzel de olur.

Ama o bölgeye bi adam lazımdı, avuntum bu yönde biraz da. Ehehe.

Atilla Çelik dedi ki...

Mustafacığım, burada asıl kilit kelime Fatih Terim'in kimleri istediği ve istediği oyuncuların alınıp alınamayacağıdır. Herkesin beğenmediği, istemediği oyuncular olacaktır. Ama Terim ne düşünüyor, nasıl halledecek bilmiyoruz. O yüzden bu seçimler onun seçimleriyse bekleyip görmemiz gerekiyor.

pelezinho dedi ki...

Ozz'a kesinlikle katılıyorum.sana da atilla abi.eğerki bir futbolcunun galatasaray formasını giymeye gönlü yoksa messi dahi olsa gelmesin.bizi başarıya götürecek yol bu formayı kutsal sayıp sonuna kadar teriyle ıslatacak olan futbolcudur.ve benim en büyük güvencem ayakları yere sağlam basan,duygu hezeyanları yerine akıl ve mantık gücünü önde tutan ünal aysal başkandır.gerçekten dediğin gibi galatasaraylılık çok yozlaştı be atiila abi!!!!

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails