3 Kasım 2010 Çarşamba

Mistik Bir Edebiyat Cevheri: Serçe Bulutu


Edebi bir eserden neler beklenir? Sadece hislerin dışavurumu mudur ondan beklenen? Belki de bir topluma, bir döneme, önemli bir çağa ayna tutmasını bekleriz. İnsanları insan, toplumları toplum yapan evrensel değerleri ve bir toplumun kendine has özelliklerini birebir yansıtmasını bekleriz. İnsanlara pek bir şey vermeyen macera, polisiye ya da gerilim kitapları ne kadar edebi değer taşır? Belki de sadece güzel vakit geçirme aracıdırlar. Heyecanlandırırlar olaylar örgüsü ve akıcılığıyla.

Bir de değeri pek bilinememiş, bunun ötesinde aslında pek bilinmeyen nadide edebi eserler vardır. Her insanın içinde muhakkak bir şeyler bulabileceği eserlerdir bunlar. Evrensel bazı değerler ve gerçeklere ışık tutar.

Dışa kapalı toplumların kendine has örf, adet ve kültürleri vardır. Kendi içine kapanıklığın getirdiği bu farkındalık, şahsına münhasır bir yapı ortaya çıkarır. Dışa kapalı toplumların dış dünyaya açık olan toplumlara çok farklı görünmesinin, hatta oldukça mistik ve etkileyici görünmesinin sebebi de budur. Örneğin Japonya’nın günümüzde kendine has, benzersiz bir ülke olmasının iç yüzü, yüzyıllar boyu bir ada ülkesi olarak dışa kapalı yaşamasından, kendi içinde kotardığı ilginç kültür yapısından kaynaklanır.

Takashi Matsuoka’nın 2002 yılında yayımladığı Serçe Bulutu isimli eseri, bana göre edebiyat dünyasının önemli incilerinden biridir. Yıllar boyu dışa kapalı bir yaşam süren ve 16. yüzyılda sürekli kendi içinde savaşlar yaşayan Japonya, 1600 yılında Tokugawa egemenliği altında merkezi hükümete kavuştuğunda Edo dönemi başladı. Edo dönemiyle birlikte Japon toplumunda bir çok şey değişti. Zaten dışa kapalı olan toplum 200 yıl sürecek daha absürd bir kapalılık politikası izlemeye başladı. Akabinde 1860’lı yıllarda Japonya tekrar dış dünyaya açılmaya başlamıştır. İzolasyonun sonlandırılmasıyla birlikte bir çok kültür ve misyonerler Japonya’ya akın etmiştir.


Yabancı gemiler Edo’daki Şogun kalesini yok etmekle tehdit ederken, küçük bir Amerikan misyoner grubu da kendi dinlerini yaymak üzere adaya ayak basar. Japon insanlarının kendine has kalıplarını kırmak o kadar kolay olmasa gerek. Bu misyoner grubu bir çok klan tarafından kabul edilmez ama genç, asil ve aydınlıkçı bir kişilik olan Lord Genji onlara kapısını açar. Lord Genji’nin özel bir yeteneği vardır. Geleceği görme yeteneği vardır. Bu yetenek, ailesindeki her kuşakta sadece tek bir erkeğin DNA’sına damgalanmıştır.

Lord Genji, kehanetlerinin birinde yeni yılda yaşamının bir yabancı tarafından değişeceğini düşlemektedir. Oldukça yakışıklı olan lord, bir silahşör ve lanetli güzelliğinden kaçan bir kadınla tanıştığında eşi benzeri görülmemiş, büyüleyici ve mistik bir serüven başlar. Bu uyumsuz üçlü, Doğu ile Batı’nın, beden ile ruhun kimsenin hayal bile edemeyeceği şekilde birbirine geçtiği tehlikeli bir yolculuğa başlar.

Kitap başından sonuna kadar beni, tüm benliğimi rehin almıştı. Özellikle Japon kültürü ile çok yakından ilgilendiğim için yaşanan her şeyin iç yüzünü anlayışım, kitabın derinliğinde daha fazla kaybolmama neden olmuştu. Lanetli güzelliğinden kaçan kadın sarışındır, inanılmaz güzeldir. Ama Japon erkek ve kadınlarına çok çirkin gözükmektedir. Kitapta bu kısımlara odaklandığımda çok gülmüştüm. Güzelliğinden kaçan bir kadın için bu cennete düşmek gibi bir şeydi.

Lord Genji’nin düşlerinde gördüğü geleceğe dair kehanetlerin pençesinde boğuşması, gördüğü şeylerin ne anlama geldiğini bir türlü anlayamaması, geleceği bilen bizler için mistik bir hal alıyor. Batı kıyafetlerini giymiş, kılıcını bırakmış tanıdık eski samurayları görmesi, bir mantar bulutu görmesi (atom bombası), havada uçan garip araçlar görmesi ve bunların hiçbirini anlamlandıramaması, o sırada, 1861 yılında yaşan Lord Genji için doğal olsa gerek. Çünkü bu yıldan sonra dışa açılan Japonya tam bir kültür karmaşası yaşayacak, Batı’ya açılacak, birkaç yıl sonra samuray sınıfını ortadan kaldıracak ve Dünya Savaşı’na girecekti.

Bir toplumun kendine has değişmez dinamiklerinin sekteye uğraması, ataerkil bir toplumun sabit fikirlerinin yenilikçi düşünceler karşısında uğradığı erozyon, dış dünyanın evrensel değerlerinin dışa kapalı bir toplumda çok farklı algılanması, Doğu ile Batı’nın kendine has özellikleri ile heyecan, gizem dolu, bir samuray kılıcından daha derin izler bırakan etkileyici bir hikayedir Serçe Bulutu. Bir döneme, bir kültüre, bir toplumun karşı karşıya kaldığı tehditlere ve her şeyden önemlisi gerçek bir tarihe ışık tutan bu eser, felsefi girizgahları ve hayatın kendisini anlatan mistik pasajları ile etkileyici, oldukça akıcı ve çekici bir şekilde yazılmış bir abide...

Hiç yorum yok:

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails