21 Eylül 2010 Salı

Ruhları Ezip Geçen Üç Güney Kore Sineması


Sinema dediğimizde aklımıza neden Hollywood gelir? Kutsal asa parçasının bizleri büyüleyici etkisinden mi, en çok paranın bu sektörde dönmesinden mi, yoksa büyük imkanların yarattığı pompalayıcı reklam furyasının nimetlerinden faydalanmasından mı? Hollywood kaliteli filmlere sahip olsa bile, işe yaramaz filmlerinde bile çok büyük bir etki gücüne sahip olduğunu kabul etmek gerekiyor. Öyle ki, sıradan filmlere bile yapabilecekleri reklamlar, pompalamalar bile ilgili filmlerin dünyanın tamamında bilinmesi sağlanabiliyor.

Bir de Güney Kore filmleri var. Asla Hollywood gibi iddialı takılmaz ve çok büyük paralar harcanmaz. Ama senaryo ve kurgu yönüyle Hollywood filmlerinin büyük imkanlarla gerçekleştirdiği bir çok filmi ezip geçerler. Bir çok Güney Kore filminin özünde büyük bir insancıllık yatar. İnsanlığın masumiyeti ve saflığı yatar derinliklerinde. Hollywood filmlerinde Amerikan yaşam tarzı pompalanırken, genç beyinler bir çok yozlaşmışlıkla beslenirken, pahalı ve lüks yaşam özendirilirken, insanları saçmalıklarla doldurmak had safhadayken, Güney Kore filmleri çok farklı bir dilden seslenir bizlere. Ama bir farklılık vardır. O da inanılmaz kaliteli sinemalara rağmen, yerkürenin tamamı üzerine pazarlamaz kendini bu filmler. En azından sinemalarımızda Güney Kore filmlerinin deli gibi gösterime girmediğini, Hollywood ile kuşatıldığımızı biliriz.

Uzakdoğu filmlerinin her daim daha fazla hoşuma gittiğini söyleyebilirim. Bu kültürün kendine ait bir ruhu ve felsefesi var. Bu kültür, içi geçmiş ve yozlaşmış onca sistem parçacıklarının içerisinde yıldız gibi parıldayan bir güzelliktir. Manevi duyguların, insan olmanın getirdiği nefes kesici ayrıntıların, minik parçacıklardan muazzam dünyalar yaratmanın şiirsel dalgalanmalarıdır, insanoğlunun kalbine ve gözlerine doğru sirayet eden. Senaryo kabızlığı çeken Hollywood’un yanında Güney Kore sinemasının senaryo ruhu benzersizdir. İnanılmaz zengindir.

Şu ana kadar yüzlerce Uzakdoğu filmi izledim ve izlemeye de devam ediyorum. Bu filmlerden üç tanesini sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu filmlerin özelliği kalburüstü filmler olması ve içeriğinde muazzam nüanslar içermesidir. İzlerken ve izlemeyi bitirdiğinizde darmadağın olmuş bir ruh hali ve tamamen başkalaşmış zihinsel yapı ile karşı karşıya kalacaksınız.


Ba:Bo – Miracle of Giving Fool

Mahallenin delisi olarak, aptallığınızın derinliğinde yer alan masumiyetiniz, sorumluluk duygunuz, inanılmaz fedakarlığınız, sevgi ve hayata bakış anlayışınız ile kaç hayatı değiştirebilirsiniz? Sizi delici gözlerle izleyen kaç insanoğlunun ruhunda, insan olmanın farkındalığı büyümeye başlar ve hayatını ne kadar anlamlı yaşadığını sorgular?

Küçükken dumandan zehirlendiği için zihinsel olarak sorun yaşamaya başlayan Seung-ryong’un hikayesidir bu. Anne ve babasını kaybetmiştir. Kız kardeşi ile ilgilenmektedir. 10 yıl önce hoşlandığı kızın piyano çalışını dinleyerek kendinden geçen ve kız heyecandan piyanoyu çalamadığında kilitlendiğinde, ilgili şarkıyı mırıldanarak hatırlamasını sağlayan Seung-ryong’un hikayesi. Piyano şakımaya başladığı zaman karlar düşmeye başlar, dünya daha güzel bir yer olur. Aynı kız 10 yıl boyunca Avrupa’da yaşamıştır ve mahallenin delisi 10 yıl boyunca onu mahallenin en yüksek noktasında bekler. Sürekli gökyüzüne bakar. Geceleri yıldızları gözler. Onun için ölen ve cennete giden her insan yıldızdır. Anne ve babası gibi. Her gece onları gözler.

Her sabah okulun önündeki tost dükkanında öğrenciler için tost hazırlar mahallenin delisi. Hep aynı şeyleri giyer. Kir içindedir. Ayakkabıları leşe dönüşene kadar kullanır onları. Yıllar boyu çalışır ama kendi üzerine hiçbir şey almaz. Tek kuruşunu harcamaz. Her şey kız kardeşi içindir. Kendisinden iğrenen ve yüzüne bile bakmayan kız kardeşi için.. Bilinmeyen gerçek, mahallenin delisinin hayatını kız kardeşi için yaşaması ve 10 yıl boyunca sevdiği kız için hayat anlamını bulmasıydı.

Birkaç karakter daha serpiştirilmiştir bu dünyaya. Hepsinin kendi içinde bir hikayesi mevcuttur. Ayrı ayrı öykülerini izleriz. Hayatın acımasızlığını, samimiyeti, masumiyeti ve saflığı yakalarız. Hayatın gizemlere sahip olduğunu görürüz. Seung-ryong sevdiği kız Avrupa’dan döndüğünde dünyanın en mutlu insanıdır. Bu aşkın ötesinde bir şeydir.

Gökyüzü kapalı olduğunda, bulutlarla kaplandığında onu diler. Piyano çalmasını. Çünkü o piyano çaldığında gökyüzündeki bulutlar açılır ve cennetin yıldızları gözükmeye başlar. Kar taneleri dökülür. Karlarla kaplı mahallede dans etmek bir başkadır. Hayatının en büyük zevklerinden biri bir çift ayakkabıdır. Sadece bu kadar. Ne pahalı bir yaşam, ne lüks ve yozlaşmış bir yaşam, ne de doyumsuz bir ruh hali. Doygun bir doluluk, koca bir hayat dersi ve bir çok sahnesiyle beni gözyaşlarına boğan, gözlerimden boşalan yaşlara engel olamadığım bir dünya. Ama arabeskçe değil. Komedi dokumalarıyla..


Sad Movie

Adı üstünde acıklı bir film havasında ilerlemiyor aslında. Finali ile darmadağın ediyor. Dilsiz ve sağırlar için spikerin söylediklerini el işaretleriyle tercüme eden güzel bir kadın spiker, aşık olduğu bir itfaiyeci, spikerin dilsiz ve sağır kız kardeşi, bir anne ve ufacık bir çocuğu, sevgilisinden kopma noktasına geldiği için insanların birbirinden ayrılmayı düşünüp de kelimeleri söyleyemeyeceği durumlarda onların son sözlerini ayrılacakları sevgililerine sözcü gibi iletmeyi misyon edinecek bir Ayrılık Ajansı kuran bir genç.. Yedi insan ve yedi ayrı hayat hikayesinin akıcı bir şekilde ilerleyerek bizi bazen güldürmesi, bazen de düşündürmesi. Nihayetinde tencere kapak gibi birbirine oturan olaylar örgüsü.

Kadın spikerin hava güneşli olduğu için huzurunun bozulması, yağmurlu iken mutlu olması anlaşılabilirdir. Eğer ki sevdiğin kişi itfaiyeciyse. Haber spikeri olduğu için hava durumunu sunan spikerden havanın yağmurlu olacağını duyduğunda, hemen sevdiğin insanı arayarak müjdeli haberi verebilirsiniz.

Dilsiz ve sağır kız kardeşi ise bir parkta yedi cücelerin prensesidir. Muazzam kostümler içerisinde repliklerini yaparken bir ressama aşık olur. Suratının sol tarafı bir yangında yandığı için suratını asla göstermez aşık olduğu ressama. Resimlerini maskesi yüzündeyken çizdirir hep.

Anne ve küçük çocuğun tarafındaki hikaye ayrı bir aile bağı silsilesidir. Anne kansere yakalanır ve küçücük çocuk hayatının en karışık anlarını yaşar. Birbirlerinden ayrılan sevgilere sözcülük yapan elemanın ise başına gelmeyen kalmaz. Bir gün bu küçük çocukla hayatı kesişir ve muhabbet etmeye başlar.

Birbirinden ayrılanların sözcüsü olan elemanımız bir gün yeni bir mesaj ile karşılaşır. Kız arkadaşı kendisinden ayrılmak istemektedir. Kız arkadaşı elemanımızın ilgili kişi olduğunu bilmemektedir. Kızın çalıştığı süpermarketin büyük camekanından kıza bakarak, sağanak yağmur altında gözyaşları içerisinde kendisine söylenmesi gerekenleri kendi kendine söyler elemanımız. İnanılmaz bir sahnedir. Şemsiyesini de bırakır hemen köşeye. Kendisini yağmura bırakır. Kız arkadaşı işten çıkarken yağmuru görür ve yerinden kıpırdayamaz. Hemen köşedeki şemsiyeyi görür, açar ve yürümeye başlar. Şemsiyenin bir telinin fırladığını görür ve ayrıldığı erkek arkadaşının şemsiyesi olduğunu anlar. Ondan ayrılmışken bile bir fedakarlık yapmıştır halbuki. Sağanak yağmurda ıslanmaması için.

Annesi ölüm döşeğindeyken küçük çocuk Ayrılık Ajansı’nı kuran ve tanıştığı elemana bir görev verir. Şu ana kadar hep ayrılık haberini veren elemanımız, küçük çocuğundan annesine ulaşacak olan, gitmemesi ve ayrılmaması gerektiği mesajını iletir. O an tüm dünya durur. Apışıp kalırsınız olduğunuz yerde.

Film nihayete ererken finalde gerçekleşenler insan ruhunu darmadağın eder. Filmin isminin neden Acıklı Film olduğunu ancak finalde anlayabilirsiniz. Yedi insanın ve hayat öyküsünün nasıl bir sona kavuştuklarını görürsünüz. Sağanak yağmur onların tek ortaklığıdır. Bir de dökülen gözyaşları..

Muazzam bir kurgu, muhteşem bir senaryo ve öykü. Şok edici bir dünya..


Kiss Me, Kill Me

Bir tarafta oldukça ciddi olan ve yüzü hiç gülmeyen mükemmel bir seri katil, diğer tarafta sürekli intihar etmeye çalışan ve bunu bir türlü beceremeyen, hayatından vazgeçmiş sefil bir kadın. Bir gün yolları kesişir bu ikilinin. Hayatları bir daha eskisi gibi olmayacaktır. Hayatlarının kesişmesi ilginçtir halbuki. Şu ana kadar hiç fire vermeyen, acımasız bir şekilde profesyonelce işini bitiren katil, bir yaprak yüzünden hedefini başlangıçta ıskalar ve sefil kadını sıyırır kaza kurşunu.

Kadın, metroda tren geçerken kendisini raylara atar, ama tren öbür raylardadır. Kendisini asar ama bez parçası kopar. Ne yaparsa yapsın bir türlü intihar edemez. İnanılmaz komik bir görüntüdür bu. Zaten filmin özünde kara komedi öğeleri bir avuç dolusudur.

Bir gün bir görev alır katil. Sürekli uyuyan bir adamı vuracaktır. En basit iştir. Eve gider. Tam tetiği çekecekken sefil kadının yatakta yatmak üzere olduğunu görür. Tetiği çekemez ama kadın elinden alır silahı. Şakağına dayar. Katilimiz bir hamlede engel olur intiharına. Kendisini öldürmek için katil kiralayan sefil kadındır bu. Muhabbetleri yarıcıdır. Katil işini bitirmeden evden ayrılırken “sonsuza kadar yaşa kadın” der. Kadın bu lafı hakaret kabul ederek “topla o pis ağzını” der.

İlginç hayat iki insanı yakınlaştırır. Katil, kadına yarın ne yapacağını sorar, kadın öleceğim der. Adam kadının üzerine gitmeye başlar. Kadın içki içerken dolu bardağındaki içkiyi adamın suratına fırlatmak için hamle yapar ama hepsini kendi başına döker beceriksizce. Katil kopmamak için zor tutar kendini ve tuvalet kağıdı rulosunu uzatır. Kadın rulodan parça sökmeden olduğu gibi ruloyla saçlarını kurular. Muazzam bir görüntüdür. Aşırı sevimli ve müthiş oyunculuk..

Kadını hayata bağlamak isteyen katil, bir gün lunaparka götürür kadını. Hem kadın hem de katil yüzleri hiç gülmeyen tiplerdir. Aşırı durgundurlar. Tepkisiz bir ruh haline sahiptirler. Atlı karıncaya binerler. Tepkisiz, gülmeyen, ruh gibi bir yüz hali. Dönme dolaba binerler. Dönme dolap o kadar yavaş dönmektedir ki ilgili ruh halleri ve enerji durumlarının bire bir karşılığıdır. Lunaparkta tek kelime bile etmezler birbirlerine. Gün sonunda katil, kadına hiç konuşmadığı için bağırmaya başlar. Kadın da ona bağırır. Katil montunun önünü açar, gün boyu kanguru gibi gülleri saklamıştır orada, bir buket gülü kadının kafasına geçirerek bir hamlede paralar. Kadının omuzlarında gül yaprakları toplanır. Kadın put gibi kalır öyle. Saatler sonra evinde, penceresinin önünde, gecenin karanlığında beklemektedir kadın. Omzunda hala duran gül yapraklarıyla.

Peşi sıra birçok komik ve ilginç olay gerçekleşmeye başlar. Katil artık işini yapamamaktadır. Hayatı değişmiştir. Acımasızlığının yerinde yeller esmektedir. Film harika bir şekilde ilerler. Hiç umulmadık şeyler olmuş ve hayatları değişmiştir. Sıra dışı bir öyküdür bu. Durgun olan hayatlarına bir hareket ve enerji gelmiştir. Çünkü aşk, insanları harekete geçiren en büyük enerjidir filme göre.

Peki bu iki sıra dışı insan nasıl ortak bir kaderde buluşmuşlardı?

Kadın yolda yürüyordu. Hayatından bezmiş bir şekilde.. İntihar etmek üzere.. Sararmış bir yaprak parçası kadının omzuna düşer. Kadın bakar ve eliyle silkeler yaprağı. Yaprak gökyüzünde bir seyahate başlar gizemli bir şekilde. Katilin, tetiğe basmışken dürbününün önünden geçerek şaşırmasına neden olan yapraktır bu. Kadını sıyıran kaza kurşununa sebebiyet veren yapraktır. Kadının omzundan yükselen..

10 yorum:

Dreamtime dedi ki...

Time çok güzeldi gerçekten.Kim ki duk'un en güzel eserlerinden biri.
Diğer bahsettiklerini ben de takip ettiğim güney kore filmlerini tavsiye eden sitede görmüştüm, indirdim, izlenmeyi bekliyor.

Benim son dönemde izlediğim ve deli gibi etkilendiğim filmleri söyliyeyim, eğer izlemediysen kesinlikle izlemelisin Abi.
A moment to remember bir de More Than Blue.İkisi de ağlatır şerefsizim.Ha güney koreli bir erkek istiyorum hepsi böyle ise eğer :)

Atilla Çelik dedi ki...

İsmini verdiğin iki filmi de izledim canım. İkisi de muazzamdı. Özellikle a moment to remember'da şok olmuştum. Gözyaşlarıma o filmde de mani olamamıştım. Muhteşem bir senfoni tadındaydı o şaheser. Bu üç filmi daha yeni izledim. O yüzden özellikle bahsetmek istedim. Adamlarda daha ne muhteşem filmler var. İzle izle bitmiyor, her defasında da mahvoluyoruz.

Dreamtime dedi ki...

Aynen abi.Klasör yaptım kendime Güney Kore sineması ası altında epey izlenecek şey var.Şerefsiz hepsi :(

Atilla Çelik dedi ki...

Ben de geçenlerde 1,5 terabyte'lık harici harddisk aldım. Ne edinmişsem oraya yüklüyorum artık. Bıraktım DVD yazdırma devrini. JDownlander programımda 350 tane film bekliyor şu anda. Her gün 8 saat boyunca 15-20 tane inip inip duruyor :) İzlenecek çok şey var çooookk. :)))

Dreamtime dedi ki...

ahhahahah sonunda benim dediğime geldin iyi mi? DVD mi kaldı artık yahu.En temizi.Ben de 500 gb'lığımı bir arkadaşa sattım üzerine ekleyip 1,5 tb'lik aldım.Hayvan gibi indiriyorum ayyıptır söylemesi :S
Bu ay aksilik olmazsa Angara'ya geleceğim, şimdiden dürteyim seni hehehe

Atilla Çelik dedi ki...

Oooo abisinin yemeğini yiyecek demekki. :)))

Dreamtime dedi ki...

Ellerinle yapmış olursan, yerim :D

Atilla Çelik dedi ki...

Ayıpsın. Bir aydır yemekleri ben yapıyorum zaten :) Bulaşıklar ve temizlikler de benim :p

micmania dedi ki...

abi tavsiyen üzerine ba:bo'yu indirip izledim gerçekten süper bir film gözyaşlarina hakim olmak imkansiz.

fakat sad movie'yi indirecek bir yer bulamadım onuda çok merak ediyorum.

Atilla Çelik dedi ki...

@micmania, beğenmene sevindim gerçekten.

www.warez-bb.org sitesinden search kısmına sad movie yazarak bulabilirsin. Ona uygun alt yazıyı da www.divxplanet.com sitesinden indirebilirsin.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails