23 Ekim 2009 Cuma

Galatasaray – Dinamo Bükreş ve Ülke-Takım Puanı


Garip ve hastalıklı bir Perşembe günü yaşadım. İki gün boyunca garip bir kırgınlık hali ile yaşamıştım. Nedenini bir türlü anlayamamıştım. Perşembe günü yataktan uyandığımda ise bulanık bir beyin, sulanan gözler, ağırlamış bir kafa ve akıp duran burun ile baş başa kalmıştım. Günlerdir beyni kasıp kavuran yoğun iş hayatının üzerine bir de hastalığı yaşamak zorunda kalmak pek güzel olmadı. Hal böyle olunca gönlümden geçen kelimeleri ilhamlı bir şekilde aktarabilmek anlamında kendimi hiç iyi hissetmiyorum. Gribim, hastayım ve ince analiz yapabilme gücünden mahrumum.

Dün gece, maçı izleyemediğim için bulanık gözlerle Galatasaray – Dinamo Bükreş maçının yorumlarını dinlemek istiyorum. Skor ve golleri atanlar haricinde ne olmuş, ne bitmiş hiçbir şey bilmiyorum. Yorum sırası Mustafa Doğan ve Sergen Yalçın’da. Normalde yatıp uyumam lazım. Dinlenmem lazım. Gribin en önemli tedavi yöntemlerinden biri uyumak ve dinlenmek. Ama ilgili iki yorumcudan öyle yorumlar geliyor ki ne uykum geliyor ne de başka bir şey. Aklıma ilgili yorumlar sonrası neler gelmiyor ki? “Galatasaray çok kötü oynadı. İnanılmaz açıklar verdi. Galatasaray rakip gol atamadığı için kazanabildi. Elano topçu bile değil. Bu takımdan iş çıkmaz. Bu takım top oynamıyor. Bu kadar çok pozisyon verilir mi?”

Saatler ilerler. Star TV’de UEFA Avrupa Ligi maçlarının özet görüntüleri vardır. Galatasaray maçının oldukça geniş bir özeti başlamıştır. İzleyelim bakalım şu kötü takımı diyorum. Çok teknik analize giremeyeceğim tabii ki maçın tamamını izleyemediğim için. Ama neredeyse 40-45 dakikayı bulan geniş özetler bir fikir sunabilmeli bizlere değil mi?

Kötü Galatasaray’ı bekliyorum.

Kötü Elano’yu bekliyorum.

Kötü Galatasaray rakibini pas yağmuruna tutmuş durumda. Takımın üzerinde garip bir sükunet ve sakinlik var. Sürekli topu dolaştırıyor Sarı Kırmızılılar. Hatta bir ara topla oynama yüzdesi %70’lere dayanıyor. Maç boyunca ne yaptığını bilen bir takım örgüsü hakim. Skor elde edildikten sonra da oyunu tamamen rölantiye alan ve kendisini zorlamayan bir takım söz konusu. Bu durumda rakibe verilecek pozisyonların üzerinde konuşmak ne kadar doğru bilemiyorum. Galatasaray çok fazla açık veriyor deyip, bu pozisyonların bir iki tanesi dışında net gol pozisyonu olmaması ve bundan dağları devirmek garip olsa gerek. Bu Galatasaray’ın Fenerbahçe karşısında çok defans hatası yapması Mustafa Doğan ve Sergen Yalçın’ı sanki çok üzecekmiş gibi. Hele ki Mustafa Doğan’ı!

Sergen Yalçın deyimiyle “topçu olduğunu belli edecek hiç hareket yapmayan, ne idüğü belirsiz bir oyuncu, doğru düzgün çalım atmayan ve adam gibi pas vermeyen bir adam” olan Elano bu pas organizasyonunun merkezindeki adam.

Hücum organizasyonlarının tam ortasında bir adam var. Hiç ummadık şekilde ters ve isabetli toplar çıkaran, takımı atağa kaldıran, bunlar yetmemiş gibi dakikalar 89’u gösterirken bile pres yapan bir adam.

Adı Elano.

Geldiği günden beri “ben yıldız değilim, takım oyuncusuyum” diyen Elano’dur ilgili kişi. Israrla ondan bir Messi ya da Ronaldo bekleyenlere özellikle duyurmak gerekiyor. Elano kendisini yıldızdan saymayan ve şahsi oynamayan bir oyuncu. Bükreş maçında çok ince hareketleri, uzun ve ters pasları oldu. Ama Elano’nun ilgili futbol diline alışık oldukları söylenemez diğer arkadaşlarının. Ortak bir dile ulaşabilmeleri için daha birlikte oynamaları gereken çok maç var.

Mustafa Doğan ve Sergen Yalçın’ı haksız çıkaracak o kadar nokta var ki, tam olarak ne diyeceğimi de bu gripli halimle bilemiyorum. Galatasaray’ın artılarından bahsetme gereği bile duymuyorlar efendiler. Çünkü Dinamo Bükreş çok kötü ve zayıf bir takımmış! Fakat bilmiyorlar ki Dinamo Bükreş bu yıl hiçbir takımdan 4 gol birden yemedi. Kendi liglerinde 1’den fazla gol bile yememişler. Avrupa arenasında deplasmanlardaki maçlarda çok başarılı maçlar çıkarmışlar ve kazanmışlar. Zayıf addedilip oldukça sert oynayan ve belli bir futbol sistemine sahip bir takımı adamdan bile saymayıp, bu adamdan olmayan bir takıma gösterilen artı performansları göz boyamadan ibaret ve gereksiz sayan yorumculara bizim diyecek bir şeyimiz yok. Demek ki maçları izleyemeseydik bizleri aylar boyu nasıl da kandıracaklardı.

Dediğim gibi. Maçı canlı izleyemedim. Geniş özetlerden takip ettim. Maça dair uzun boylu yazacak değilim. Ama gördüklerim de bana yetti. Sadece şunu söyleyebilirim. Çok pozisyon verilsin ya da verilmesin. Elano süper oynasın ya da oynamasın. Bunlar hiç önemli değil. Eğer bu takımın her seferinde kötü yönleri gözler önüne serilmeye çalışılıyorsa bilin ki o takım çok iyi, tehlikeli ve korku salan bir takımdır. İyi yönleri çok fazla olduğu ve bizzat herkes pozitif futboluna şahitlik ettiği için herkesin gördüğü güzellikleri anlatmak istemiyorlar. Olumsuz yönleri aktarmak daha can alıcı ve dikkat çekici oluyor. Malumunuzdur. Eğer para ile yorumculuk yapıyorsanız can alıcı ve dikkat çekici olmak zorundasınız. İnce nüansı buradan yakalamaya çalışın.

Galatasaray’ın gerçeklerini göz önüne almadan akla estiği gibi yorum yapmak ilgili kişiyi bağlar. Eğer laftan anlamamaya devam ediliyorsa yine kendilerini bağlar. Galatasaray işe koyulurken yediğinden daha fazlasını atma ilkesini şiar edinmiş, sürekli atak ve pozitif oynayacağını, sıkıcı oyun ile ilgilenmeyeceğini ve insanlara zevk veren bir futbol oynayacağını söylemişti, Rijkaard ve ekibinin dilinden… Verilen pozisyonları tamamen hücumcu bir takım olmanın şu anki dezavantajları olarak düşünmek lazım. İnsanlara bir şey beğendirebilmek mümkün değil. Lucescu döneminde defansif bir anlayışa sahipken neden bu kadar defansif bir oyun sorusu sorulurken, çok atak oynandığı zaman da neden bu kadar çok açık veriliyor sorusu gündemden eksik olmuyor. Mustafa Doğan ve Sergen Yalçın, bu sistemin yürümeyeceğini bile iddia edebiliyorlar. Diyecek pek bir şey yok.

Sanki bu sistemin zamana ihtiyacı yokmuş gibi.

Sanki ilgili zaaflar düzeltilmeyecekmiş gibi.

O çok bilmiş futbol profesörlerine Barca’nın uzay takımı kimliğini nasıl kazandığını anlatmak lazım zannedersem.

Her ne kadar bazı isimler Dinamo Bükreş’i takım dahi olamamakla nitelendirseler bile Galatasaray gücü ve akıllı oyunu ile rakibini ilk yarı itibariyle kedinin fare ile oynadığı gibi oynattı. Keita ve Sabri’nin bu takım için artık ne elzem bir gereklilik olduğunu iyice kanıksamış olduk. Bu ikiliyi durdurabilmek adeta imkansıza yakın. Galatasaray’ı durdurmak isteyen takımların özellikle bu iki oyuncunun kanadını etkisiz hale getirmesi gerekiyor. Diğer türlü yapacak hiçbir şeyleri yok. Bu maça dair olarak Sabri’nin uzun-etkili pasları, futbol iştahı, Kewell’ın ilk yarı boyunca diriliği, Mehmet Topal’ın stoper bölgesindeki sakinliği ve sağlam oynayışı, Nonda’nın ise alışılagelmiş bitiriciliği öne çıkan noktalardı. Keita ve Nonda arasında bir özel bağ olduğunu biliyoruz. Bu maç ilgili bağı iyice güçlendirdi.

UEFA Takım puanlarına baktığımızda dünkü galibiyet ile iki puanı cebe atan Galatasaray 4 sıra daha yükselerek toplamda 38.330 puanla 44. sıraya yükseldi. Galatasaray’ın hemen üzerinde Sporting Braga ve Bayern Leverkusen yer alıyorlar. Bu takımlar Avrupa arenasında yer almadıkları için Galatasaray tek bir beraberlik halinde ilgili iki takımı geride bırakacak. Geçen sezonun başında 96. sırada yer alan Galatasaray’a Skibbe ve Rijkaard’ın önemli puanlar kazandırdıkları bir gerçek. Rijkaardlı Galatasaray bu yıl Avrupa arenasında başarısını sürdürmeye devam ederse sezon sonunda 30. sıralarda yer bulacak gibi.

Ülke puanı anlamında ise üç takımızın bu hafta başarılı maçlar çıkarması sonucunda toplamda elde edilen 24 puanın bu yıl Avrupa arenasında yer alan takım sayımız olan 5’e bölünmesi sonucunda çıkan 4.8000 ortalama puanıyla 11. sıradayız. Fenerbahçe ve Galatasaray’ın Bükreş takımlarını mağlup etmesi Romanya’yı 12. sıraya geriletti. 10. sırada 4.800 ortalama puanıyla Ukrayna, 9. sırada 5.000 ortalama puanıyla İsviçre yer alıyor.

İlgili puanlara daha ayrıntılı bir şekilde ulaşmak isterseniz ilgili bağlantıları veriyorum:

Takım puanları için:

http://www.xs4all.nl/~kassiesa/bert/uefa/data/method4/trank2010.html

Ülke puanları için:

http://www.xs4all.nl/~kassiesa/bert/uefa/data/method4/ccoef2010.html


3 yorum:

SsemihH dedi ki...

aynı programa dün akşam bende denk geldim ve bu programla ilgili bir yazı okumak açıkcası beni çok keyfilendirdi. çünkü bu kadar saçma salak ytorumlar yapabilen birilerini mutlaka birisinin eleştirmesi gerekiyordu.
heleki sergen denen ne idüğü belirsiz hayatında 4 büyüklerde oynamanın dışında bir başarısı olmayan futbol cahili insanın rijkaard ve elano gibi isimleri yerden yere vurması beni baya bi güldürdü. ve yanında aksesuar niyetine bulunan mustafa doğan denen şahısta bu aralar sergen yalçından baya bir şeyler öğrenmiş anlaşılan. çünkü oda boş sallayıp dolu tutmaya çalışıyor.

Fatih Sevinç dedi ki...

Programı ben de izledim Mustafa Doğan ve Sergen Yalçın ağız birliği etmişcesine Galatasaray'ı eleştirip durdular çok bekledim olumlu bir şey söylesinler diye ama yok malesef olumlu bir cümle duyamadım sonra programı kapatıp sözlük vs. yerlere girdim söylenenleri ben mi çok büyüttüm acaba diye düşündüm fakat bu yazıyı okumak güzel oldu demek bir tek benim dikkatimi çekmemiş hele Mustafa Doğan'ın bu sistemde ısrar edemezsin diye konuşmalarına deli oldum bu adam nedir ki çıkartıp konuşturuyorlar anlamıyorum ne TD'liğin TD'lik ne futbolculuğun futbolculuk. neyse Rijkaard mayıs ayında hepsine gereken cevabı verecektir. Yazınız için tekrardan teşekkürler ellerinize sağlık.

Atilla Çelik dedi ki...

Çakallar istedi diye aslanlar ölmez. :)

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails