11 Ağustos 2009 Salı

Florya'da Petrolünü Arayan Adam: Hasan Şaş


Bazen ben de üzülürdüm. Geçmişte bize iyi hizmetlerde bulunmuş oyuncularımızla daha uygun bir şekilde ayrılmalıydık diye. Ama Hasan Şaş'ın TRT Türk'te yaptığı yorumlar sonrasında aslında yönetimin neden böyle davrandığını anlamış bulunmaktayım.

Eski futbolcularda özellikle gördüğüm bir şey var: Yüksek ego!

Aslında tüm insanoğlu egolarıyla vardır, egolarıyla ihtiyaçlarını giderir ve egolarıyla hayatını şekillendirir. Ama ego denen şeyin belli bir sınırı vardır. "En büyük benim", "ben olmasam" gibi anlamlara karşılık gelecek tavırlar ve söylemlere yol açacak bakış açıları, ego sınırını zorlayan ve ego miktarını aşan bir yöndür. Zararlıdır. Narsistlikle de eşdeğerdir.

Eski oyunculara bakarsanız genelde aynı şeyi duyarsınız: "Biz yaptık, biz ettik, biz olmasaydık, biz yapmasaydık."

Bu şu anlama gelir:

Takımın önemi yoktur ve kişi kendisini takım üstü bir birey haline getirmiştir. Galatasaray'ı asıl Galatasaray yapan kendisidir, kendileridir. Kendileri olmazsa Galatasaray da olmaz.

Her şeyi sil baştan yapıp olaya yepyeni bir pencereden bakın. Eski oyuncuların söylemlerini üst üste koyun. Geçmişte neler yaptıklarını düşünün. Galatasaray'ı aşan ve takım içinde ne kadar güçlü hareket ettiklerini, adeta Galatasaray'dan bile daha ön plana çıkan yönlerini düşünün. Bazı yönleri Galatasaray'a ve diğer futbolculara önemli şeyler katsa bile bazı nedenlerden dolayı takım içi dengeler sarsılmış, kulüp içinde sorunlar olmuş ve futbolcuya dayalı düzen denen disiplin, eşitlik ve esneklik karşıtı bir durum oluşmuştur. Son dönemlerde bu bir kangren haline gelmişti. Çünkü Galatasaray sürekli bu kanallardan bel altından vuruluyor, medya bu tür malzemeler ışığında yapmadığını bırakmıyor ve sürekli saçma sapan sorunlarla boğuşmak zorunda kalıyorduk.

Bu artık dayanılmayacak bir safhaya gelmişti. Galatasaray yönetimi tamamen yeni bir düzene öncülük etti. Eskiler miyadını doldurmuştu. Çünkü bu çok sorunlu bir artık bırakmıştı ve takım içi dengeler fosilleşmeye doğru gidiyordu. Takımı sahiplenmek iyidir ama kral benimciliğe gelmek, kendini resmen takımdan üstün görmek bir kulübün dengelerini alt üst eder. Galatasaray bunun acısını çok çekti. Artık sorunlar altında çok ezildi. Bu kangreni söküp atmak gerekiyordu ve yapıldı da.

Peki bugünlerde neler konuşuyoruz o halde?

Rijkaard ve ekibinin yarattığı kolej havasını...

Antrenmanlardaki ciddiyeti ve çalışma güdüsünü...

Bütün futbolcuların adaletli bir tartıdan geçtiğini...

Kimsenin Galatasaray'dan daha büyük olmadığını...

Geçmiş yıllara kadar hazırlık kamplarında her zaman yüksek sesler çıkardı. Bazen tartışmalar ve münakaşalar da olurdu. Ama bu yıl birbirinden değerli oyuncular olmasına rağmen tek bir oyuncudan dahi çatlak sesler çıkmadı, oyuncular hiç kapışmadılar birbirleriyle, kimse birbirine itiraz etmedi, eşgüdümlü ve büyük bir uyum, ciddiyetle işlerini yaptılar sadece. Eğer o babacıları tutsaydık takımda, Rijkaard ve ekibinin varlığı da gümbürtüye giderdi. Bundan adım gibi eminim.

Şu an eskilerin açıklamalarına baktığımız zaman aslında yönetimin haklı olduğunu anlıyoruz. Bunu takımdaki kolej havasından da anlıyoruz. Kolej havasına köstek olacak düşünce ve eğilimlere ket vurulmuş oldu. Bu herşeyden de önemli.

Keşke herkes Ergün Penbe ve Suat Kaya gibi olabilseydi...


Petrolü uzaklarda aramanıza gerek yok sevgili Hasan Şaş. Bir petrol firmasında finans sorumlusu olarak çalışan biri olarak mali işlemlerin, hesap kitabın, finansal hesaplamaların ve ilgili bedellerin vade uzatımları hesaplarında bilgi sahibi olan biri olarak ortada petrol falan olmadığını çok iyi biliyorum. 3 milyon avro bile etmeyecek bir Mehmet Topuz'a peşin 9 milyon avro ödendiği bir Türkiye futbol ortamında, en büyük rakibin Elano ve Keita gibi üst düzey oyuncuları daha ucuza bağlayıp, utanmadan bir de 4 yıllık ödeme planı ile ötelemek finansal anlamda üst düzey bir bitiriciliktir, Florya'da petrol bulmak falan değil...


Bonservis bedelsiz Leo Franco, Gökhan Zan ve Mustafa Sarp'ı anmıyorum bile.

4 yorum:

Jordi Metal dedi ki...

Yeni Küçük Hakanımız daha ilk programda böyle yaptıysa yandık.

Adsız dedi ki...

ben kendi adıma memnunum bunlardan kurtulmaktan kuyrukacısı var belli konuşuyorlar kafasına taşatırtan ceza aldırtan azizeyi bile taktir etmiş ama hastalık belli STOCKHOLM SENDROMU YANİ TECAVÜZCUSUNE AŞIK OLMA HAYDİ HAYIRLISI BİZ İŞİMİZE BAKALIM
FATİH.

Mu dedi ki...

Benim anlamadığım, insanların GS yönetimine 2000 takımını onurlandırmadığı için vefasız yaftası yapıştırmasıdır. Hakan Ünsal'a Blackburn'de hiçbirşey yapamayıp yarım sezon sonra kucak açılması; önce Juventus ile anlaşamayıp geri dönen, daha sonra Avrupa'da sürünüp yine geri dönmek isteyen Şükür'e şartlar ne olursa olsun ok verilmesi, keza Ümit Davala, hatta hatta Emre Belözoğlu ve Fatih Akyel'e bile tutunamadıklarında kucak açılma sinyalleri verilmesi... Fatih Terim'e (bay önde giden ego) GS'ın kasasını boşaltması ve onlarca gereksiz adam aldırması için her türlü yetkinin verileceği 2.FT dönemi... Bu adamların takıma geri dönüp tekrar mafyalaşmaya başlaması. Ve son olarak da Hasan Şaş'ın GS kadrosunda hiçbirşey yapmadan kulübede durduğu koca 2 sezon, ve kazandığı ekstra 3-4 milyon dolar.

Vefa başka hangi şekilde uygulanır ben anlamıyorum. TV karşısına geçince biz profesyonel futbolcuyuz derler, ondan sonra şımarık çocuk muamelesi çekilmesini isterler. Şimdi de kulübün arkasından konuşurlar. Biraz kendileri vefalı olsun Hakan Ünsal ve Hasan Şaş beyler...

Atilla Çelik dedi ki...

Yorumun için teşekkürler. İşte bizim bu noktadan tam bahsettiğimiz yüksek ego konusu aynen bunu anlatıyor. Anlayan da anlıyor.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails