26 Kasım 2009 Perşembe

Beşiktaş’ın Manchester United Karşısındaki Galibiyetinin Düşündürdükleri


Manchester United’ın Türk takımlarından çektiği kadar hiçbir takımdan çekmediğinin edebiyatına girmeyeceğim. Beşiktaş belki bir nevi Çanakkale geçilmezi oynamış olabilir. 90 dakika boyunca Fink’in şutu dışında bizi heyecanlandırmamış olabilir. Çok genç oyuncularla oynayan, üst üste ataklar yapan, kaleye 27 tane şut gönderen Manu’ya karşı ofansif anlamda tamamen etkisiz almış olabilir. Futbolun cilvesi tecelli etmiş de olabilir. Ama bu futbola dair bazı gerçeklerin konuşulamayacağı anlamına gelmez. Beşiktaş’ı haklı galibiyetinden dolayı kutluyorum. Bu sonuca çok sevindim ve dünkü maçta heyecanla kendilerini destekliyordum. Fink’in kaçan gol pozisyonunda bile saçımı başımı yolmuştum.

Manchester United – Beşiktaş maçına dair en çok dikkatimi çeken bir numaralı unsur hiç tartışmasız maç sonundaki istatistiklerden biri oldu. Bu, her iki takımın kaç kilometre koştuğunu belirten ibareydi. Bu maçta Manu toplamda 111 km koşmuşken, Beşiktaş ise 113 km koşmuştu. Bu durum günümüzdeki futbolun iç yüzünü çok iyi anlatmaktadır. Karşınızdaki takım ne kadar güçlü olursa olsun eğer siz mücadelenizi yaparsanız, sürekli koşarsanız, mücadele gücünüzle açıkları 90 dakika boyunca yüksek konsantrasyon ile kapatırsanız, karşınızdaki rakip ne kadar üst düzey olursa olsun futbolun cilvesinin tecelli etmesi şaşırılacak bir olgu olmayacaktır.

Gelelim bu istatistik üzerinde neden çok önemle durduğuma. Şu an Beşiktaş’ın genel gidişatına baktığımızda, oynanan ülke ligleri göz önüne alındığında Beşiktaş Avrupa’nın kendi liginde en az gol yiyen takımı. 13 maçta topu topu 6 gol yemişler ki bu inanılmaz bir rakam. İlgili golün yarısını da daha iyi oldukları ve daha üstün oynadıkları Galatasaray’dan yemişler. Beşiktaş’ın bu başarısında takım savunmasının etkinliği tartışılamaz. Bu başarıyı sağlayan olgu ise sahaya dizilen Beşiktaş’ın güçlü, fizikli ve sürekli koşan oyunculardan oluşması. Sahada yer alan tüm oyuncuları koşuyorlar ve fizik olarak oldukça güçlüler.

Buradan Galatasaray’a geçiyoruz. Galatasaray ise aksine fiziksel güç ve koşma anlamında son yıllarda büyük bir düşüş içerisinde. Galatasaray’ın son yıllarda kadrosuna dahil ettiği ve içerdiği oyuncuların yapıları buna pek izin vermiyor. Galatasaray fizik olarak güçlü, sürekli koşan ve kondisyonlu oyunculardan ziyade futbolun pozitif yönünü ön planda tutan, bireysel olarak üst düzey yeteneklere sahip olan ve oyunun kaderini her an çevirebilecek oyunculara sahip görünüyor. Ama söz konusu yetenek bir yere kadar yeterli oluyor. Galatasaray’ın çuvalla gol yemesi ve yediğinden daha fazlasını atma düsturu oyun şablonu ile alakalı olmak ile birlikte biraz da oyuncu yapısına bakıyor.

Örneğin dünkü Manchester United karşısında Galatasaray’ın tam kadro yer aldığını düşünelim. Galatasaray’ın üst düzey isimlerini göz önüne aldığınızda Kewell, Arda, Keita, Elano’lu bir takımın Beşiktaş gibi defansif oynayamayacağını, bu işi beceremeyeceğini, çok koşamayacağını, dişe diş mücadele anlamında Beşiktaş gibi etkili olamayacağını söyleyebilmekle birlikte daha ofansif oynayacağını, bir çok gol pozisyonuna girebileceğini, heyecanlandırıcı bir oyun oynayacağını ve pozitif futbol anlamında dikiş tutturabileceğini öngörebilirdik. Ama bu oyun tarzı galibiyeti getirir mi sorusuna asla ‘evet’ diyemezdik.

Sonuç olarak gelmek istediğim nokta şu. Galatasaray çok yetenekli oyunculara sahip olabilir. Maçın kaderini her an değiştirebilir. Futbol anlamında defansif oynayamaz, bunu beceremez ve de pozitif futbol oynamaya bakar. Ama bunu fiziksel güç, direnç, sürekli koşma ile bezeyemediği taktirde üst düzey maçlarda ve kendisine karşı direnç koyan takımlara karşı zorluk yaşar. Beşiktaş’ın Manu’yu geçmesinin iç yüzündeki sebeplerden biri rakibinden daha fazla koşmasıdır. Hem de 113 km koşmasıdır. Galatasaray ise bu sezon oynadığı maçlarda rakiplerinden daha fazla koşan bir ekip olmamıştır. Hatta bir çok maçını 89-90 km koşarak tamamlamıştır. Galatasaray oyun sisteminin pas futbolu odaklı olması ve oyunculardan ziyade topu koşturması belki bu istatistiğe sebep oluyordur diye düşünebiliriz. Ama durum gerçekte bu değil. Sahada yer alan oyuncuların fiziksel yapısı ile alakalı. Kewell, Elano, Keita, Arda gibi isimler Galatasaray’ın en etkili ve en tehlikeli adamları fakat 90 dakika boyunca körük gibi koşacak, mücadele edebilecek fiziksel yapıya sahip değiller.

O halde yapılması gereken şey şu olmalıdır ileriye yönelik olarak. Yine yetenekli oyuncular alınsın, üst düzey oyuncular alınsın ama bu oyuncular yetenekleriyle beraber mücadeleci olsunlar, kondisyon sorunu yaşamasınlar, takım savunmasına yardımda bulunabilsinler. Galatasaray bunu gerçekleştirdiği sürece Avrupa’da bir kupa almaktan bahsedebilir belki. Fiziksel olarak iki bücür adam olan ve görüntü anlamında cılız gözüken, Barca’nın can damarını ve iskeletini oluşturan Xavi ve Iniesta bile Şampiyonlar Ligi finalinde 12-14 km koşuyorlarsa, Galatasaray yönetimi oyuncu seçimlerinde bazen bu düsturu da düşünebilmelidir.

1 yorum:

algon dedi ki...

Ben bir Besiktasli'yim. Ancak bu kosma istatistiklerindeki fazlalik-azlik genelde topa sahip olma ile ters oranda egilim gosteriyor. Topu rakipte kabul eden bir takim -ki bu Besiktas oluyor- pres ve savunma ihtiyacindan dolayi zaten mecburen daha fazla kosmak zorunda oluyor.

Galatasaray ise topu kontrolunde kabul ediyor. Bu tamamen oyun felsefesiyle alakali. Barcelona'nin rakiplerine baktiginizda, bircogunun Barcelona'dan daha fazla kosmus oldugunu gorecegiz.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails