7 Ocak 2010 Perşembe

Elephant Man – Humanoğlu Man

I AM NOT AN ANIMAL!

I AM A HUMAN BEING!

I… AM… A MAN!



İnsanoğlu insanlığın gereğini yerine getirebiliyor mu? Ne kadarımız yaratık, ne kadarımız ucube, ne kadarımız medeni, ne kadarımız insan ve ne kadarımız hayvan? Medeniyeti getiren, savaşları başlatan, ölümleri bahşeden ve merhameti gösteren de insan. Teolojide Tanrı’nın yarattığı en yüce, saf ve üstün varlıktır insanoğlu. Meleklerden ve diğer tüm varlıklardan bile daha çok üstün tutulan taraftır.

Ama ne kadarımız böyle? Ne kadar insanız?

Görüyoruz ki insanoğlu bazen bir hayvan kadar bile olamıyor. Hatta hayvanlarla kıyasa gitmek bile hayvanlara hakaret. Hayvan olmanın neresi kötü olabilir ki? Düşünememesi mi? Akıl ve fikir yürütemeyen bir varlık olarak algılanması mı?

Ne kusurları vardır ki?

Bir iki istisna dışında kendi türlerini öldürmeyen bir varlık oluşları bile bir nevi kusursuzluk tadında.

Ne zaafları vardır ki?

Belki de tüm gözlerin önünde cinsel ilişkiye girmeleri mi? Halbuki insanoğlu çok da farksız değil! Amerika, Hollanda gibi ülkelerin bazı gece kulüplerinde, diskoteklerinde herkesin birbirinin önünde çılgınlar gibi seviştiğini, iğrenç bir şekilde cinsel ilişkiye girdiğini, bunu kameraya çekerek bir halt ettiklerini sandıklarını da biliyoruz.

Doyumsuz insanoğlu! İradesi küçük ve zavallı insanoğlu!

Bazen bir hayvan bile olamıyoruz ki nerede kaldı insan olabilelim. Ucube ya da yaratığız. Kendi kendimizi yarattığımız.

Tıpkı Fil Adam’a reva görüldüğü gibi. Onun John Merrick olduğu, insan ve canlı bir varlık olduğu görülemediği gibi. Çok uzun zamandır adını, sanını bilip de bir türlü izleyemediğim 1980 yapımı ve usta yönetmen David Lynch imzalı klasik olmuş Elephant Man isimli şaheseri izlerken süreli yukarıdaki duygu ve düşünceleri aklımda tartıp duruyordum. Uzun uzun bahsedecek değilim filmden. John Merrick yani Fil Adamı bizlere gösteren John Hurt ile Doktor Treves rolündeki müthiş ve en sevdiğim oyunculardan olan Anthony Hopkins’in muazzam oyunculuklarını da uzun uzun anlatacak değilim.


Karakterimiz Fil Adam ya da John Merrick, doğuştan itibaren görüntü anlamında bir ucube gibidir. Kafatası, yüzü, sağ kolu, sırt bölgesi ileri derecede deformasyona uğramıştır. İnanılmaz çirkin ve korkutucudur. Notr Damme kamburu Quasimodo bile onun yanında bir prens kadar yakışıklıdır. Bir sirkte Bytes’ın hayvanıymışçasına insanların meraklı gözlerine sunulmaktadır. Bir sirk hayvanıdır. Ona sunulan yaşam ise bir fareninkinden bile kötüdür. Bir gün Doktor Treves’ın onu görmesi ile tüm hayatı değişecektir. Ondan sonrası insanlığa dair kare kare alınmış görüntüler silsilesi. Muazzam…

İki saatlik film boyunca defalarca kendini tutamamak. Defalarca kasılmak… Görüntüsel anlamda oldukça çirkin ve ürkütücü olan John Merrick’in o müthiş insanlığı, davranışsal ve hissel zarafeti, nezaketi ve saflığı, ettiği kelamlar ve arkadaşlık olgusu karşısında defalarca göz yaşlarımı tutamadım. Boğazıma kocaman yumrular sıkıştı. Yutkunamadım. Karşımızda duran çirkin bir şey ama ona bakarak ağlıyorsunuz, göz yaşı döküyorsunuz, duygulanıyorsunuz, içiniz gidiyor onun insanlığı karşısında ve ona acı çektiren insanlıktan utanıyorsunuz. Utanmanın ötesine geçip nefret ediyorsunuz insanlıktan. İnsan olmaktan utanıyorsunuz.

Aslında David Lynch insanoğlunun nasıl bir varlık olduğunu gözlerimizin içine soka soka gösteriyor. İnsanoğlunun yerkürenin en tehlikeli varlığı olduğunu kabul ettiriyor. Bizler çirkin ve ucube bir şey gördüğümüzde yönelimlerimiz, tepkimiz ve tavırlarımız ile aslında ne kadar insan olduğumuzu gösteriyoruz.

Görüntüsel anlamda çirkin bir şey vardır. Yaratık deriz. Ucube deriz. Korkutucu iğrenç şey deriz. Ama bilmeyiz ki aslında aynayı ters tutuyoruzdur. Asıl yaratık ve ucube olan bizlermişiz. Onlar değil.

Fil adam değil..

Hele John Merrick hiç değil.

Teolojideki gerçek ve saf insanın, en üstün varlık olmanın karşılığıdır John Merrick…

Evet, gözleri dolduruyor olabilir ama bu bir aşk filmi değil. Duygusal olalım, gözyaşı döktürelim filmi hiç değil. David Lynch denen ustanın bu bezlerde tarağı olmaz zaten. Onun olduğu yerde müthiş bir insanoğlu portföyü yatar. Suratlarımızı dağıtan bir yumruk edasında.

Eğer hala bu filmi izlemediyseniz 1 dakika bile beklemeyin. Bir yerden bulun, edinin ve izleyin. Bir klasiğe şahitlik edin. Sonra saatlerce dünyayı, yaşamı ve insan olmanın ne demek olduğunu sorgulayın.


http://www.imdb.com/title/tt0080678/

3 yorum:

LLuvia dedi ki...

Yazını okuyup yıllardır ertelediğim işi bitirdim. İzledim filmi. Gözlerim dolup taştı.

Atilla Çelik dedi ki...

Bu filmi izlemek için onca zaman beklediğime pişman olanlardanım. :)

jane parker dedi ki...

Sadece yazıyı okurken bile gözlerim doluyorsa izlerken neler hissederim düşünemiyorum bile. Şimdi aramaya başlıyorum filmi ve en yakın zamanda izleyeceğim..

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails