7 Ocak 2010 Perşembe

Savatage - Gerçek Müzik ve Ustalık


Savatage kelimesi zikredildiğinde orada durmak gerekecektir. Resmi olarak 1983 yılından beri her biri şaheser olan albümleri ardı sıra patlatan, çok değerli bir müzisyeninin trajik ölümüyle sarsılan, Bosna Hersek Savaşı esnasında dünya toplumları olayı görmezlikten gelirken sadece bu olaya ithafen özel bir albüm yayınlayan, progressive power/heavy metal, yer yer hard rock arenasında kendi şahsına münhasır müziğini zaman zaman orkestralarla uyumlaştıran, bir çok heavy dinleyicisinin büyük saygısını kazanan ve manevi, ruhani, zihinsel, insanlık ve fantastik liriklerden yola çıkan Floridalı Savatage ismi, çok büyük anlamlara gebedir.

Savatage grubunun oluşumundan ve başlangıcından bahsetmek demek, aynı zamanda Jonathan Nicholas Oliva ve Christopher Oliva kardeşlerin hayat hikayesine göz atmak demektir. Jon ve Criss Oliva kardeşler, dört çocuklu bir ailenin iki üyesiydi. Ama ailenin reisi olan baba bir müzisyen, özellikle iyi bir piyanist olunca söz konusu özelliği iki evladına da geçecekti. Daha çocuklarken Jon ve Criss, evde bulunan piyano ve gitarla haşir neşir oluyorlardı. Bu enstrümanlarla yetinmeyen ufaklıklar, bas gitar ve bateri satın aldırmakta gecikmeyeceklerdi.

Oliva ailesi California’ya taşındıktan sonra Jon müzikle iyice içli dışlı olmaya başlamıştır. 4 yıllık California yaşamı sonrası aile 1976’da Florida’ya taşınır. Jon, kardeşi Criss ile ilk performanslarını bloklardaki partide verir. Jon ve Criss kardeşler işe Kiss parçaları ile başlamışlar, devamını Black Sabbath, Deep Purple, ZZ Top gibi gruplarla getirmişlerdi. O kadar yetenekliydiler ki her türlü enstrümanın üzerinden rahatlıkla geliyorlardı. Criss başlangıçlarda daha çok bas gitar ağırlıklıydı ve sonrasında gitarda elde ettiği virtüözlüğünü, bas kökeninden gelişine de dayandırabiliriz. Ama en önemlisi, yılların getirdiği sürekli müzik uğraşısı sonucunda müzikal yetenekleri ilerleyecekti.

1977 yılında Jon liseden şutlanır ve iş aramaya başlar. Yerel bir müzik gazetesinde bir haftada beş gece çıkabilecek bir grupta yer alacağına dair ilan yayınlar. Ve daha 18 yaşındayken, bir haftada 400 doların üzerinde para kazanacağı bir iş ortamında bulur kendisini. Metropolis adı verilen bir gruba gitar ve klavyeci olarak dahil olur. Metropolis’de Alice Cooper, Kiss ve Bad Company gibi gruplardan derlemeler çalınır.


1978’de stüdyoya giren Metropolis, her iki tarafında birer parça bulunan bir 45’lik çıkarır ve bu eser Jon’un ilk stüdyo tecrübesi olur. 45’lik sonrası grup, Tampa civarında bir çok barda performansını sergiler ve 78 sonunda Metropolis macerası son bulur. Jon artık barlarla yetinmeyecek derecede büyük düşünüyordu ve yanına kardeşi Criss’i alarak kendi bildikleri yolda ilerlemeyi seçiyordu.

Kısa bir süre için Jon ve Criss’in yolları ayrılır. Criss, Tower adlı kendi grubunu, Jon da Alien isimli grubunu kurar. Böylelikle her iki müzisyen artık kendi müziklerini yapmaya başlamıştır. Tower grubu içinde müzikal uyumunu bulamayan Criss, grubun ismini Avatar olarak değiştirir ve abisi ile bir araya gelir.

Avatar grubu başlangıçta beş üyeden oluşuyordu. Jon davul ve vokal görevini yürütüyor, Criss gitar çalıyordu. Grup, o esnadaki diğer Florida gruplarına göre daha iyi ekipmanlara sahipti ve Jon’un tabiriyle adeta ‘k*ç tekmeleyen grup’tular. Jon ve Criss kardeşler, yeni icraatlarıyla yerel müzik piyasasında isim yapmaya başlamışlardı. Ama bu durum grubun diğer üç üyesini rahatsız ediyor, kıskançlık krizleri içine gömüyordu ve ayrılık sinyalleri çalıyordu. Sonrasında Oliva kardeşler o müzisyenlerle yollarını ayırıp kendi başlarının çaresine bakmıştır.

Oliva kardeşler hem günlük işlerine devam ederken, hem de ‘The Pit’ adı verilen bir mekanda pratik ve şarkılar yapıyorlardı. Aynı mekanda çalışan Steve Wacholz isimli bir davulcu vardı. Wacholz, Oliva kardeşlerle ilk olarak 1977 yılında tanışmıştı ve araları samimiydi. O, Criss’i bir lisede çalarken görmüş ve dikkatini çekmişti. Daha sonra da Jon’un grubu Alien’ı izlemişti. Her iki kardeşin yeteneğine hayran kalmıştı. Bu noktada akıllı hareket eden Steve, her iki kardeşin Avatar grubunu tekrar kurmasını sağlayacaktı.

Avatar grubunda temelde bir bas gitariste ihtiyaç duyuluyordu ve o sırada Solar isimli bir grupta çalan Keith Collins’e bir teklif götürülür. Collins teklifi kabul eder ve 1981 yılında Avatar grubuna katılır. Böylece Avatar grubu söz konusu elemanlarla icraatlarına başlar.

Bir yıl sonra ilginç olaylar olur. WYNF adı verilen yerel bir radyo istasyonunda, yetenekli amatör grupların eserlerine yer veriliyordu. O esnada radyoya binlerce grup başvuruda bulunuyor, çok azı o kapıdan içeri girebiliyordu. Ama Avatar, ‘Rock Me’ ve ‘Minus Love’ isimli parçasıyla radyoda kendine yer bulur. Grubun yeteneğinden etkilenen WYNF radyo istasyonu, onların parçalarını çalarak sürekli destekler ve bir çok yerde konser verebilmeleri için sponsor olur.

Bu noktadan sonra grubun önü açılır ve Par Records’dan Dan Johnson gruba yakınlaşır. Hep birlikte ‘City Beneath Surface’ 45’liğini kaydederler ve 1,000 kopya basılıp dağıtılır. Kısa bir süre sonra Dan Johnson gruba 3,000 dolar teklif eder ve albüm kaydı için stüdyoya kapanılır. Kayıt sonrasında 15 parçayla gelinir. Bu albüm bittiğinde Jon, Johnson’ı arar ve albümün müjdesini verir. Albümün adı ‘Sirens’dır ama telefon konuşması esnasında, bir sorunun ortaya çıktığı ifade edilir. Çünkü Avrupa’da Avatar ismini kullanan başka bir grup daha vardır. Grup muhakkak yeni bir isim bulmalıydı.

Jon ve Criss, eşleriyle mutfaktaki masada oturuyorlardı. Büyük bir kağıdın üzerine AVATAR yazısını yazarlar. Criss, “ ‘Avatar’ yazısının başına Kiss’de olduğu gibi S harfi koyalım” der ve SAVATAR gibi bir isim çıkar. Jon bu ismi çok kötü bulur ama devamını getirmeye çalışırlar. O esnada Jon ve Criss’in eşleri ‘R harfini çıkarın ve en sona GE yazın’ derler. Çıkan isim SAVATAGE idi. SA-VA-TAGE olarak düşünülünce elemanlar pek hoş bulmaz ama SAVATAGE açılımını , Savage (yani acımasız, vahşi) kelimesi karşılığından ‘SAVA’ ve gizemli bir anlatım ifadesinden yola çıkarak ‘TAGE’ ekinin kullanılması, gruba inanılmaz gelmişti. O andan itibaren grubun adı SAVATAGE idi.

Böylece ‘Sirens’ albümü resmi olarak 1983 yılında Savatage ismiyle yayınlanır. Albüm tüm dünya üzerinde mükemmel olumlu eleştiriler alır ve gruba, Atlantic Records’un düzenlediği bir konserde, Mahaffey Theatre’de çıkıp çıkamayacakları sorulur. Robert Zemsky, Savatage’i dinler ve Atlantic Records’dan arkadaşı Jason Flom ile onları tanıştırabileceğini aktarır. Flom, kendisi için grubun bir konser verip veremeyeceğini sorar ve onları izlemek için New York’tan gelir. Flom, gördükleri karşısında zevkten dört köşe olur. O daha önce böyle yetenekli çocuklar pek görmemişti ve performanslarına hayran kalır. Grubun kayda girmesi için Atlantic Records’dan acilen para göndermelerini ister.

1984 yılında Combat Records’dan ‘The Dungeons Are Calling’ EP’si yayınlanır. Sonrasında Atlantic Records ile anlaşma imzalanır ve Robert Zemsky menajer ilan edilir. 1984 yılının Kasım ayında Bearsville Stüdyoları’na giren grup, prodüktör Max Norman’ın yönetiminde ‘Power Of The Night’ albümünü yayınlar.

1985 yılındaki ‘Monsters Of The Universe’ turu esnasında gruptan ilk kez bir eleman ayrılır. Bas gitarist Keith Collins, müzikal farklılıklardan dolayı ayrılır ve yerine Lefty grubundan Johnny Lee Middleton gelir. Bu kadroyla 1986’da ‘Fight For The Rock’ albümü çıkar.

‘Fight For The Rock’ albüm turu sonrasında Jon, yeni albümlerinde gruba yardımcı olması için prodüktör ve yazar Paul O’Neill ile irtibat kurar. Değişik bir çalışmaya imza atılarak, 1987’de harika albümlerden biri olan ‘Hall Of The Mountain King’ albümü çıkar. Albüm sonrası DIO ve Megadeth gibi isimlerle konserler verilir.


Söz konusu turne esnasında Jon ve Megadeth’den Dave Mustaine’in başına her türlü bela gelir. Jon ve Dave bir gece içmeye giderler ve Dave, çok fazla içebileceğine dair ısrarcı olur. Fakat bir anda yüzü solmaya başlar ve bir doktor aramaya başlarlar. Çünkü Dave alkolden zehirlenmişti. Megadeth ile yapılan turnelerde Jon bayağı kötü bir durumdaydı. Anlattıklarına bakılırsa, Dave Mustaine ile tanıştıktan sonra uyuşturucu batağına batmış, kontrolsüz bir hale bürünmüş, turne sonlandırılmak zorunda bırakılmış ve turne sonrası rehabilitasyona tabii tutulmuştur.

Rehabilitasyon sonrası stüdyoya girilir ve 1989 yılında ‘Gutter Ballet’ albümü çıkarılır. Jon, albümdeki bir çok parçada, özellikle ‘Mentally Yours’ ve ‘Thorazine Shuffle’da bu durumdan bahseder. Albümde gitarist Chris Caffery misafir olarak çalar. ‘Gutter Ballet’ parçasının ilginç bir hikayesi vardır. Grubun menajeri Jon Goldwater, Jon’a ‘The Phantom Of The Opera’yı izlemesi için bir bilet verir ve Jon söz konusu eserden büyülenir. Tiyatrodan çıkar çıkmaz, hala operanın etkisinde olduğu ve ilham dolu olduğu için hemen stüdyoya gider, piyanosunun başına oturur ve ‘Gutter Ballet’ parçasını piyanoda oluşturur. Bilindiği gibi, bu noktadan sonra Savatage albümlerinde yer yer orkestral ve senfonik öğeler de kendini belli etmeye başlayacak, Savatage müziği derinlik kazanacaktı.

‘Gutter Ballet’ albümünün başarısından sonra grup her geçen gün çizgisini yükseltecekti. Bir gün Paul O’Neill’in evinde olan Criss, Paul’a ait olan ve 1979 yılında yazmış olduğu bir projeyi bulur. Criss bu projedeki konsept karşısında şaşırır ve yeni albümde bundan faydalanmanın uygun olacağını düşünür. Grubun elinde inanılmaz malzeme bolluğu vardı. Albüm 9 ayda tamamlanır ve 1991’de yayınlanır: ‘Streets: A Rock Opera’... Aslında yayınlanması planlanan 26 parça vardı ama 16 tanesinde karar kılınmıştı.

Albümün konserleri 1992 yılı sonuna kadar sürmüştü ve konser sonrası Jon Oliva lead vokal görevinden ayrılmıştı. Ayrıca bir süre Savatage’den uzak kalmak istemiş, Romanov ve Doctor Butcher isimli projelerine odaklanmıştı. Gerçi Jon, bu esnalarda grubun içinde değilmiş gibi görünebilirdi ama hala grubun en önemli üyelerinden biriydi ve Savatage’in yeni albümünde yer alması için bir çok şarkı yazmış, süreçleri kaydetmiş ve gruba Zak Stevens gibi bir vokali seçip getirmiştir.


1993 yılında bambaşka ve bir çok Savatage fanının inanılmaz sevdiği ‘Edge Of Thorns’ albümü çıkmıştır. Albüm önceki Savatage albümlerinden bir çok yönüyle farklıydı. Öncelikle artık bir lead vokal söz konusu değildi ve yeni vokal Zak, mükemmel kullandığı kendine has sesiyle albüme damgasını vurmuş, türüne göre sert bir albüm ortaya çıkmıştır. Criss Oliva, sololarıyla büyülemiş ve kendine özgü bir albüm peydahlanmıştı. Sanki müzisyen olarak Jon Oliva’nın albümde yer almaması, daha saf heavy soundlu bir albümü ortaya çıkarmıştı. Bu albümle beraber Savatage ismi daha farklı anlam kazanmış ve popülaritesini iyice arttırmıştır.

17 Ekim 1993’te sadece Savatage fanları değil, heavy fanları trajik bir kayıpla sarsılmıştır. Criss Oliva, Tampa’nın kuzeyindeki Zephyr Tepeleri’ndeki Livestock Rock Festivali’ne doğru hareket ediyordu. Sabah saatlerinde iki şeritli karayolunda hareket etmekte olan ve içinde Criss ve eşi Dawn’ın bulunduğu arabalarına sarhoş bir kamyonet sürücüsü çarpar. Criss kaza anında ölür ve Dawn çok kötü bir şekilde yaralanır. Virtüöz ve mükemmel bir müzisyen-gitarist olan Criss Oliva’nın ölümü, heavy dünyasında geniş yankı uyandırır ve hayranlarını yasa boğar. Criss’in eşi Dawn, kazanın izlerini üzerinde taşımaktaydı ve yanlış duymadıysam, birkaç yıl sonra o da hayatını kaybetmiştir.

Kısa bir bocalama döneminden sonra Jon grubun tekrar içine dahil olup, Criss Oliva’nın yerine Testament’ten tanıdığımız bir başka virtüöz gitarist Alex Skolnick kadroya katılarak stüdyoya girilir. 1994 yılında bir başka şaheser ‘Handful Of Rain’ yayınlanır. Şunu söyleyebilirdik ki albüm genelinde Criss Oliva’ya duyulan hisler ve tutulan matem kendisini belli ediyordu. Zaten albümün son parçası ‘Alone You Breathe’, Criss Oliva için yazılmış, bestelenmiş ve ona ithaf edilmiştir. Albüm sonrası büyük bir dünya turnesine çıkan grup, 13 Kasım 1994 yılında Japonya’nın başkenti Tokyo’da muhteşem bir konser verir. Bu konser performansı Savatage’in konser CD’si haline getirilir ve konserden dört yıl sonra da Japan Live’94 ismiyle home video olarak yayınlanır.


1995 yılında grup, 1990 yılından beri grubun içinde önemli emekleri geçen Chris Caffery ve Doro, Alice Cooper, Megadeth, Sebastian Bach gibi isimlerden tanıdığımız Al Pitrelli’yi gitara getirmiştir. Ayrıca baterist Steve Wacholz ayrılmış, yerine Jeff Plate gelmiştir. Böylece Savatage çift gitarlı bir hüviyete bürünmüştü. Yeni değişikliklerle 1995’te çıkan albüm, bir çok şeye gebe olacak ‘Dead Winter Dead’ albümüydü. Bu albümle beraber Savatage yine senfonik ve orkestral öğeleri heavy müzikle, mükemmel bir vokalle ve muhteşem gitar sololarıyla süslemiştir. Ama albümün çok önemli bir farklılığı vardı. Söz konusu dönemlerde Bosna Hersek Savaşı cereyan ediyordu ve büyük katliamlar gerçekleşiyordu. Özellikle masum çocukların ölümü, dünyanın katliama sessiz kalışı, kulaklarını ve gözlerini kapaması Savatage grubunu çok etkilemişti. Bosnalı ve Sırp iki sevgilinin başlarından geçen olay ve duyguların anlatıldığı, farklı açılardan bakıldığı ve tüm bunların patlayışı ‘Dead Winter Dead’ albümüyle tüm dünyaya yansıtılmıştı.

Albüm sonrası Jon Oliva, Trans-Siberian Orchestra adıyla yan projesini kurmuştur. Projenin başını Jon, Paul ve Bob çekmiştir. Diğer önemli üyeler bildiğimiz Savatage üyeleridir: Jeff Plate, Al Pitrelli, Chris Caffery, John Lee Middleton ve Zak Stevens. Broadway müzikali müzisyenlerinin de bu proje içinde olduğunu aktaralım.

1996 yılında herhangi bir plak şirketine bağlı olmadan ‘Live Bell’ konser albümü ve ‘From The Gutter To The Stage’ toplama albümü çıkmıştır.


1997 yılında yayınlanan ‘The Wake Of Magellan’ en farklı Savatage albümlerinden biridir ve albüm içeriği daha ayrıntılı orkestral pasajları içermiştir. Albümde Trans-Siberian Orchestra projesinin getirdiği bir etkilenimin olduğunu söylememiz yanlış olmaz.

Jon Oliva’nın kendi projelerine gömülmesinden dolayı Savatage cephesinde uzun süre üretim görülemedi. 2000 yılında Al Pitrelli ayrıldı ve Oliva, Middleton, Caffery, Plate kadrosuyla 2001’de Nuclear Blast etiketiyle ‘Poets And Madmen’ albümü yayınlandı ve büyük ilgi gördü. Bu grubun şu anlık son albümüdür.

2001’de vokal görevine bir yazar, aktör ve ışıklandırma yönetmeni olan Damond Jiniya ve 2002’de Al Pitrelli’nin gruba tekrar dahil olduğunu ekleyelim.

Görüldüğü gibi bir Savatage hikayesi yazmak gerçekten çok zor ve uzun bir hikayeyi, efsaneyi bu kadarla sınırlı tutmak pek mümkün değil. İlk zamanlarda saf heavy ve hard rock kalıplarıyla donatılmış albümlerle adından söz ettiren, ‘Gutter Ballet’ ile senfonik öğelere geçiş yapan, ‘Edge of Thorns’ şaheserinde senfonik öğelerden uzak durup en sert işlerden birine imza atan, ‘Handful Of Rain’ ile bizi Criss’in gölgesi altında yasa boğan, ‘Dead Winter Dead’ ile Sarajevo’daki katliamları mükemmel sololarla beynimize taşıyan böyle bir grubu anlatmak çok zor.

Savatage grubunun nezdimdeki en büyük önemi, heavy dünyası içinde ideal olarak gördüğüm konseptlere, müzisyenliklere, vokal tarzına ve en önemlisi muhteşem sololara yelken açmasıdır. İdealimdeki ve beni en hassas noktamdan vuran müzikal pasajları daha çok Savatage’in üç albümünde tüm yönüyle görmüşümdür. Onlar da ‘Edge Of Torns’, ‘Dead Winter Dead’ ve ‘Handful Of Rain’ albümleri olmuştur. Bu albümlerdeki müzikal yapı, vokal rengi ve solo gitar performansı kesinlikle öldürücü bir güce ve yeteneğe sahiptir.

Doğuştan müzisyen ve yetenekli elemanlardan kurulu bir gruptan daha ne beklenebilirdi ki?


Hiç yorum yok:

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails