10 Şubat 2010 Çarşamba

Galatasaray: 3 – Antalyaspor:2 – Artık Elde Yok Beş!


Ali Sami Yen stadını esir alan bir yağmur vardı. Bazen yoğun ve sağanak bir şekilde yağan. Galatasaray’ın Antalyaspor kalesine yağmur gibi yağıp yağmayacağını bilemiyorduk. Son maçlardaki eksiklikler yüzünden denge duyusu sarsılan ve santrforsuz kalmanın da etkisiyle gol sıkıntısı yaşayan Galatasaray’ın ne yapacağı, nasıl bir oyun kurgusu sahaya yansıtacağı merak konusuydu.

Maç başlar başlamaz faulle başlamıştı. Anlaşılan sert ve zor bir maç olacaktı. İlk 10 dakika uzun süreli sakatlıklar, fauller sebebiyle maç sürekli kesiliyordu. 10. dakikadan penaltı golüne kadar ısrarla golü kovalayan, hızlı ve ayağa pasla oynayan, hızlı ataklara çıkan ve organize ataklarla Antalya kalesini yer yer ablukaya alan bir Galatasaray izlemiştik. Dakikalar daha 24’ü gösterirken Antalyaspor kalesini bulan altı şut ve direkten dönen iki top vardı. İlginçtir ki Galatasaray ilk yarı itibariyle hızlı bir şekilde oynarken, tehlikeli ataklar yaratırken ve Antalyaspor kalesine 12 şut çekerken bunu oldukça kötü görünen Keita ve ortada görünmeyen Giovanni ile becerdi. Ortada görülmeyen iki adamla! Gol için gerekli bir çok pozisyona girilmişti ama ilk yarı bulunan tek gol ise aslında penaltı dahi olmayan bir pozisyonda geldi.

Elano’nun Antalyaspor serbest vuruş kullanırken neden sarı kart gördüğünü anlayamadım ama penaltı pozisyonunun penaltı olmadığını ve hakemi aldatmaya yönelik bir hareket nedeniyle Elano’nun sahada atılmaktan kurtulduğunu kabul etmek lazım. Futbol tanrılarının adalet anlayışı tecelli etmek isteyecek olacak ki adeta bonkör bir Tanrının umursamazca hediye edeceği bir gol ile Antalyaspor aradığı gole kavuşmuştu. Antalyaspor’un kornerinden gelen bu golde Galatasaray defans oyuncularının kaleden o kadar uzakta olmasının nedenini anlayamadık. O gol oldukça beceriksizce yenen saçma sapan bir goldü. Ya da dediğim gibi tecellisini göstermek isteyen futbol tanrılarının basit bir hediyesi.

Galatasaray’ın özellikle 10. ve 30. dakikalar arasında, özellikle penaltı golüne kadar başarılı bir oyun sergilediğini, sürekli ayağa paslarla, yer değiştirerek, hızlı set ataklarıyla bazı kombinasyonlar ürettiğini söylemekte fayda var. Bu geçmiş maçlara nazaran gelişim olarak kabul edilebilecek performans artışı demekti. Oyunun sertliği, yağan yağmur, oyunun sık sık durması gibi etkenler bile istekli olunduğunda bir şeyler yapılabileceğini gösteriyordu.

İkinci yarının ilk 15 dakikası ise Galatasaray fırtına gibiydi. Giovani’nin yerine Emre Çolak’ın girmesi ile Galatasaray’a enerji pompalanmış, Emre Çolak da girer girmez usta bir vuruşla golünü kaydetmişti. Bu gol geldiğinde bir çok Galatasaray taraftarı “bu iş oldu herhalde diye” düşünmüştü. Çünkü golden sonra Galatasaray hız kesmemiş, bir çok gol pozisyonu bulmuş ve bunları heba etmişti. Normal şartlar altında oynanan bu oyun ve kaçan goller karşılığında maçın 60. dakikalar civarında bitmesi gerekiyordu ama bazen beceriksizlikler cezalandırılıyor.

Antalyaspor haddini bilerek oynadı. Çok iyi kapandı. Bazen tek bir kanadı kademeli olarak üç adamla kapattılar. Rakiplerinin beceriksizliklerinden yararlanarak golleri buldular. Antalya’nın kalabalık bir şekilde alan savunması uygulaması belli bir noktadan sonra Galatasaray’ın etkinliğine sekte vurdu. Haklı olarak avantajı elinde bulunduran taraf olmaları nedeniyle sık sık zaman geçirmeleri doğal karşılanabilecek bir durumdu. Bunda şaşırılacak bir durum söz konusu değildi. Yeri gelince bunu Galatasaraylı oyuncular bile yapabiliyordu. O yüzden maalesef Antalyalı oyunculara bu noktada pek kızamayız. Sonuç için gelen bir takımdı. Güzel bir futbol ya da atak futbolu için değil.

Tüm bunlar olurken Galatasaray’ın Keita’nın nimetlerinden faydalanamaması, Keita’nın oyuna ağırlığını bir türlü koyamaması Sarı Kırmızılılar açısından önemli bir kayıptı. 2-2 sonrası Galatasaray her ne kadar topu ayağında tutsa bile bir türlü hücum zenginliğini elde edemiyordu. Antalyaspor hem çok iyi kapanıyor, hem boş alan bırakmıyor, hem de rakibine nefes aldırmıyordu. Hakan Balta’nın oyuna dahil edilmesiyle Caner sol açığa alındı ve hücum opsiyonları çoğaltılmak istendi. Maç bu şekilde ilerlerken beklenmedik bir anda 85. dakikada Caner ile gelen gol “acaba olacak mı bu iş?” dedirtti. Şimdi tüm riskleri alma zamanıydı. Çünkü bu noktadan sonra kaybedilecek hiçbir şey yoktu. Ama çözüm yolu şimdiden bulunmuştu Antalyaspor adına. Sürekli ayaklara giren kramplar, soğutulan oyun ve kaybolan zamanlar. Her geçen saniye azalan ve kaybolan umutlar. Servet’in bile forvet oynaması!


Maçın hakkı belki bu değildi ama futbol hata kabul etmeyen bir oyun. Yaptığınız hatalar, ne kadar iyi oynarsanız oynayın, ne kadar gol pozisyonuna girerseniz girin, mükemmel de oynasanız, galip de gelseniz böyle bir anda sizi buluyor ve ikili maç olması nedeniyle sizi saf dışı bırakabiliyor. Olan da bu uğurda verilen emeklere, dökülen terlere, verilen sakatlara oluyor. Beş kupa hedefinin birinden saf dışı kalıyorsunuz ve taraftarları doğal olarak bir karamsarlık kaplıyor.

Maç sonunda Galatasaray’ın rakip kaleye 24 şut savurması, %61 ile topa sahip olma oranıyla oynaması, yeri gelince çok hızlı bir oyun sergilemesi ve pozisyonlara girmesi olumlu bir görüntü olsa bile futbol bazen sonuç oyunu. Kazanırken de bir şeyleri kaybediyorsunuz. Umarım bu durum taraftarları kötü düşüncelere itmez ve olumsuzluğa sebep olmaz. Onca eksiğe ve sakata rağmen Galatasaray Kayserispor maçıyla birlikte oyununda biraz düzelme yoluna gitti. Antalyaspor maçında kötü bir performans da göstermedi. Sadece gol noktalarında beceriksizlerdi. Yedikleri gollerde de hatalı ve komikçe. Biraz da Necati’nin fendi.

Geçmiş olsun efendim. Umarım bu oyunun üzerine konulmaya devam edilir ve Atletico Madrid deplasmanından iyi bir sonuçla çıkılır. Hafta sonunda oynanmadan haneye yazılacak üç puan, Fenerbahçe’nin muhtemel puan kaybı ile gelebilecek liderlik şansı, Atletico maçına kadar geçecek bir haftalık süre ve bu esnada iyileşebilecek bazı oyuncuların dönüşü teskin edebilecek noktalar olsun. Yarınlar neler getirir bilinmez. Onu Rijkaard’ın Ziraat Türkiye Kupası’nı kazandırması halinde cebine 500 bin avroyu atacağını ağzına pelesenk edenler düşünsün.

Sonuç anlamında belki umut kırıcı ve moral bozucu. Ama son zamanlardaki futbol gelişimi dikkate alındığında, onca eksiğe rağmen teskin edici bir bakış açısı. Hem de Keita gibi oldukça kritik bir öneme sahip olan bir oyuncu iki maçtır ortada yokken. Atletico Madrid maçında geri dönsün yeter. Moralleri bozmaya gerek yok. Gerçekliğe ve amaca giden yolda önemli bir deneyim olsun en azından. Ama Lucas Neill'i buradan öpüyoruz. Keşke diğer oyuncular da kısa dönemde bu liderlik olgusu ve sorumluluk duygusunu ellerine alabilseler.

4 yorum:

Serap Bahar dedi ki...

Derdimiz zaten takımın oyunuyla, kupanın gitmesiyle, eksiklerle vs vs ile değil ki.. Sorun tamamen rakibe endeksli bu gece, en azından benim için :) Neyse sakinleştim sayılır gözüm açıldı :D

Atilla Çelik dedi ki...

Takma kafana Serapçığım. Arada oluyor böyle şeyler. Bu tür turnuva maçları sonuca yönelik olduğu için haliyle takım olarak rakibi de yenmek gerekiyor. Öyle ya da böyle bir çok gol kaçınca, saçma sapan hatalar yapıp golleri kalende görünce o noktalarda eyvallah çekmek gerekiyor. Hatayı daha çok kendi takımımız içinde aramak lazım ki bir her maç üstüne koyalım ve dersler çıkaralım.

Jordi Metal dedi ki...

Değil mi bu da oldu en sonunda. Aslında ben de yazacaktım ama unuttum. Servet bile forvet oynadı :)

Viva Total Football :D

Cem Kalay dedi ki...

Yazılarınızı okuyunca umut sarıyor her yanımı.. Aslında dün eski açıktan bazı pozisyonları seçmesemde sizin dediğiniz gibi iyi oyun oynadık maçın genelinde, yazınıza tamamiyle katılıyorum, söyleyecek söz bırakmamışsınız yine :)

Maç sırasında arkamda Yılmaz Vural Rijkaard'dan daha iyidir diyen bir taraftar vardı, düşünün artık. Birde 5.dakikadan sonra Elano'ya ana bacı sövenler :) Böyle taraftarlarda varmış..

Umarım Atletico maçına kadar sakatlarımız iyileşir, Mehmet Topal'la Sarp'ta biraz becerikli olmaya gayret ederler..

O maçta daha etkili oluruz çünkü rakibimiz futol oynamaya çalışan bir rakip olacak..

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails