11 Aralık 2009 Cuma

Antalyaspor – Galatasaray: Futbol Gariplikler Oyunu



Futbol kırılganlıklar ve kader oyunu...

Oyun 2-1 devam ederken Necati’nin direkte patlayan kafa şutunun geri dönüp Galatasaray adına beraberlik sayısı olması gibi. Ya da tıpkı Galatasaray’ın kendisine özgü kırılganlığı gibi.

Futbol denge ve dengesizlikler oyunu...

Galatasaray’ın defans arkasına atılan toplarda dengesizlik bombası olması, Antalyaspor’un haddini bilip dengeli oynaması ve rakibinin dengesizliklerinden yararlanmak istemesi gibi. Galatasaray ise bazı anlamlarda tam bir dengesizlikler takımı. İlgili dengesizliği ile rakip takımların iştahını kabartması ve en büyük zaafının bu olması gibi.

Futbol başarı ve başarısızlık oyunu...

Bazen skora bazen oyuna göre. İBB maçında oynanan oyunda başarıdan söz edebilecekken skorsal olarak başarısızlıktan, bir sonraki maçta oynanan bütünsel oyunda başarısızlıktan söz edebilecekken skor anlamında başarıdan söz edebileceğimiz gibi.



Galatasaray’ın bir tarafı diğer tarafını tutmuyor. Bir denge takımı olduğundan söz edilemez. Galatasaray’da bireysel yetenekler ve ofansif bölge elemanları anlamında pozitiflikten bahsedebilecekken, takım savunması, defansif görevlere özgü denge durumu ve top rakipteyken agresif baskı uygulayabilmek anlamında yetersizlikler ve koordinasyonsuzluklarından dem vurabiliriz. Antalyaspor’un bulduğu iki golün birbirinin kopyası amatörce yenilen goller olması, bu kadar basit goller yenmesi defans bölgesi elemanları ve dizilişleriyle açıklanabilecek, buna yontulabilecek bir sorun değildir. Tamamen takım savunması ile alakalı. Galatasaray rakip bölgeye çöktüğünde çabuk top kaybı yapmakta, bu kayba hemen reaksiyon gösterememekte, rakibine agresif ve kademeli bir baskı uygulayamıyor. Hal böyle olunca sezon başından beri her rakip Galatasaray’ın bu zaafından faydalanarak ani ve çabuk toplarla hızlı adamlarını kullanarak Galatasaray’ın arka alanında cirit atıyor, piknik örtüsünü seriyor, sepeti açıyor, rakısını açıp kavunu kesiyor. Galatasaray’ın ikinci yarıda biraz daha derli toplu görülmesinin iç yüzünde ise rakibe kaptırılan toplar sonrası daha agresif bir baskı uygulaması ve pas futboluna yönelmesi yatıyor. Ama atılan gollere baktığımızda takım oyunundan ziyade bireysel beceriden bahsedilebilir.

Galatasaray’ın denge duyusuna ihtiyacı var. Çünkü defansı ayrı bir dilden, orta sahası farklı bir dilden ve forvet bölgesi bambaşka bir dilden şakıyor. Hal böyle olunca 4-3-3 sisteminin en önemli koşullarından biri olan defans-orta saha-forvet bloklarının uyumundan söz edilemiyor. Rijkaard’ın öncelikli olarak çözümlemesi gereken en önemli işlerden biri bu olmalı. Antalyaspor’un rakibin uyguladığı ofsayt pozisyonlarında yer yer 4-5 oyuncuyla Leo Franco ile resmen karşı karşıya kalması aslında bütün resmi gözler önüne sermeye yetiyor.

Bu maçta bazı isimlerin ön plana çıkmasından bahsedebiliriz. Şu an Galatasaray’ın ligde en çok gol atan oyuncusu olan ve bana göre en formda oyuncusu olan Kewell, uzun bir aradan sonra gerçek performansına geri dönüş yapan ve adeta takımını ipten alan Keita ve de her geçen maç üstüne koyan, takıma alışan ve adaptasyon sürecini yavaş yavaş atlatıp sisteme uyum sağlamaya çalışan Elano’yu ayrı bir düzlemde değerlendirmek gerekiyor. Arda ise oyunun genelinde pek etkili görünmese bile çok etkili ortaları ve Kewell’ı sürekli pozisyona sokması ile üzerine düşen görevi yerine getirdi.

Elano’ya ayrı bir paragraf açmakta fayda var. Elano’nun futbol dili ve aklının, şu anki Galatasaray’ın futbol dili ve aklından daha üst seviyede olduğunu düşünüyorum. Bana göre İBB maçının en etkili isimlerinden biriydi ve çok iyi işler yapmıştı. Belki de maçın en iyi oyuncusuydu. Bunu İBB maçında girdiği iki net gol pozisyonuna değil, Galatasaray’a aktarmak istediği futbol dili, aklı, hücuma hız ve etkinlik kazandıran etkili ve ters pasları ve oyunu harika yönlendirmelerine dayandırıyorum.

Galatasaray’ın kırılgan yapısı içinde takıma yeni katılıp farklı bir oyun diline sahip oyuncuların adaptasyon sorunu çektiğini gözlemlemişizdir. Bunun iç yüzünde Elano dışında kalan oyuncuların Elano’nun futbol diline ve Elano’nun da diğer oyuncuların futbol diline yabancılıkları yatıyordu. Son maçlara kadar pas organizasyonu denkleminde Elano bir nevi üvey evlat muamelesi görüyor, oyun içinde yalnız kalıyordu. Ne zaman ki pas denklemlerine ve oyun sistemine Elano dahil edildi, o noktadan sonra Elano’nun farklılığı ortaya çıkmaya başladı. Elano bir Lincoln değil. Hele bir şov adamı hiç değil. Lincoln’a göre çok farklı özellikleri var. Lincoln iyi gününde çok etkili gollere öncülük edebilir, şov yapabilir ve bireysel yeteneği ile göze hoş gelen bir futbol sergileyebilir. Ama Elano bireysellikten ziyade et tırnak ilişkisinde olduğu gibi takım oyununa iştirak eden, oyunu geri bölgeden etkili paslarla çok iyi yönlendiren, top rakipteyken rakip takıma baskı uygulayan, koşan, mücadele eden ve usta işi ters paslarıyla takımı bir anda gol pozisyona sokabilen futbol aklına sahip. Diğer oyuncuların bu akla eşlik etmesiyle Elano’nun Rijkaard sistemi için ne kadar önemli ve kilit bir oyuncu olduğu her geçen gün anlaşılacaktır.

Klasikleşmiş Türk futbol seyircisinin aklını dikkate aldığınızda gol yoksa başarı da yoktur. Elano onlara göre yıldız oyuncudur. Gol atmadığı, attırmadığı sürece başarılı sayılmayacaktır gibi bir bakış açısı hakim. Sanki gollere iştirak edemezse yıldızlık apoleti omzundan sökülecektir. Bu çok yanlış bir görüş. Bana göre Elano yıldız bir oyuncu değil, tam bir takım oyuncusu, sistem oyuncusu ve pas futbolu için kilit bir oyuncudur. Elano’nun attığı gol moral kazanması, arkadaşlarına güven vermesi, takımına yardımcı olabileceği psikolojisini diğer arkadaşlarına yükleyebilmesi, takım tarafından iyice kabul görmesi açısından çok kritik bir önem taşımaktadır.

Keita için ise diyecek hiçbir şey yok. Hiç ummadık anda ummadık işleri yapan adam. İlk yarıda takımın bireysel beceri anlamında en etkili adamıydı. Takımını öne geçirdiği pozisyonda yaptıklarını yapabilecek fazla oyuncu yoktur zannedersem. Rakip oyuncu beline sarılmasına rağmen inatla mücadelesine devam etmesi ve olmadık bir anda takımını öne geçiren golü attırması geriye dönüşü anlamında onun için büyük bir moral oldu. Rijkaard’ın elde etmek ve geri döndürmek istediği Keita buydu. Bu performansı ondan alabileceğini düşünmesi Keita’nın haftalar sonra ilk 11’e dönmesini sağlamıştır.

Galatasaray son haftalarda gol atma sıkıntısı yaşarken, bir golden fazlasını atamazken, 2-0 geriye düştüğü maçtan sonra geriye dönük birkaç haftalık istatistiğini yerle bir ederek oyuna asılması, çok etkili oynayamasa bile maçı çevirmesini bilmesi ileriki haftalar için takıma büyük bir doping etkisi yapacaktır. Takım adına hem gol kısırlığının üstesinden gelmiş oldu, hem de ilk haftaları andıran ne kadar çok ofans oyuncusu o kadar kalede görülen gol ama daha fazla atılan gol alışkanlığına atıf oldu. Son haftalardaki kadro dizilişlerinin aksine Galatasaray uzun haftalar sonra biraz daha ofansif bir kadro ile sahaya çıktı ve yediğinden daha fazlasını atmasını bildi. Belki şans yanındaydı ama şansın ne zaman kimin yanında olacağı bilinmiyor. Tıpkı İBB maçında tüm şanssızlıkların Sarı Kırmızılıların yanında olması gibi.

Galatasaray adına diğer olumlu görüntü 3-2 sonrası, son haftalarda klasikleşmiş son dakikaların panik sendromundan uzaklaşmasıydı. Son dakikalarda pas örgüsünden kopan, iyice geriye yaslanan ve panik yapan Galatasaray’ın yerine ayağa pas yapan, daha sakin olan ve son 3-4 dakikaya kadar bunu başarıyla yerine getiren bir Galatasaray gelmişti. Bu dakikalarda oturtulan pas trafiği zaten çok mücadele eden ve çok koşan Antalyasporlu oyuncuları iyice oyundan düşürmüş ve yorulmalarına neden olmuştu.

Bu maç kazanılmış olabilir ama Galatasaray adına hala eksik olan çok şey var. Tabii bunlar bir anda düzeltilebilecek sorunlar değil. Takımın daha dengeli olabilmesi, takım savunmasını uygulayabilmesi, defans-orta saha-ofans bloklarının birbirine yakınlığı ve uyumunu sağlayabilmesi, pas hızının arttırılması, top rakipteyken boş alan bırakılmaması ve takımca agresif baskı uygulaması gibi çalışması gereken dersler var. Galatasaray’ın genel oyun formatı geniş bir alana yayılarak uygulanan pas futboluna odaklı. Geniş alanda böyle bir oyunu oynayabilmek için takım olarak iyi bir koordinasyon kurmanız, agresif ve hızlı oynamanız gerekmektedir. Eğer oyuncular ve bloklar daha hareketli ve birbirine daha yakın oynarsa Galatasaray’a sorun olan dengesizlik duyusu bir nebze azaltılacaktır.

Formda bir Sabri’nin, takımın etkili ataklar yapılabilmesi ve patlayıcı özellikler sergileyebilmesi için ne kadar önemli bir oyuncu olduğu gerçeğine dikkat çekmek gerekiyor. Gerek Uğur, gerekse Caner böyle bir etkinlik için bugün oldukça yetersiz kaldılar. Kademe anlayışı anlamında takıma katkı yapamadıklarını gördük. Aslında bunu biraz da takım oyununu oynayamamaya yormak lazım. Çünkü oynanan futbola kısa bir bakış attığımızda, bireysel yeteneklerin ve ofans oyuncularının inisiyatiflerinin takım oyununa üstün geldiğini, ofansif oyuncuların ofans anlamında görevlerini az çok yerine getirirken, defansif anlamda tüm takımın bocaladığını; bu sorunlar toplamı sonucunda da defans oyuncularının mecburen çok sırıtık görünmesini gözlemledik.


Son olarak, kim ne derse desin, ister fiziksel olarak zayıf olsun, ister 90 dakikayı çıkartamayacağı söylensin, ister 90 dakika tam performansla oynamasını engelleyen hastalığının mevcudiyetinden dem vurulsun, ne yapılıp ne edilsin, Harry Kewell’ın sözleşmesi sezon sonunu beklemeden uzatılsın. 90 dakikayı çıkartamayacağı ve Rijkaard’ın aklında olan tempolu oyuna ayak uyduramayacağı söylenen Kewell, Rijkaard’ın değişmez bir adamı konumunda. Keita ve Arda 90 dakika sahada yer alamazken, son maçlarda sürekli 90 dakika sahada yer bulmakta; aklı, tecrübesinin getirdiği kondisyonunu ekonomik kullanabilme yetisi ile fiziki sorunlarının üstesinden gelmesini biliyor karizmatik adam. Baros’un yokluğu takım sistemini olumsuz bir şekilde sekteye uğratmışken, Kewell o noktadan sonra takımın en çok sorumluluk alan ve katkı yapan oyuncusu haline geldi. Bu haliyle şu an takımın en formda oyuncusu olmasını geçtim, attığı gol ve yaptığı katkılarla sezonluk kariyer rekoruna doğru yelken açmıştır 2010 Dünya Kupası öncesi. Dünya Kupası’nda müthiş bir ivme yakalarsa Kewell gibi bir adamı Sarı Kırmızılı forma altında tutabilmek güçleşecektir.

Maç sonrası takımda kalıp kalmayacağına dair sorulan soru sonrası, bunun tek başına verebileceği bir karar olmadığını, yönetimin ve diğer yetkili kişilerin alacakları kararın da kesinleştirici bir etken olacağını söylemesi biten sözleşmesi hakkındaki durumu gözler önüne seriyor. Teknik heyetin sözleşme uzatımını onaylaması ve yönetimin de istemesi durumunda Kewell’ın sözleşmesini devam ettireceği hissini edindim bu açıklamasından. Umarım uzatılır Sarı Kırmızılı futbolun karizmatik ışığının sözleşmesi.. Çünkü biz ona çok alıştık…

Hiç yorum yok:

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails