28 Nisan 2010 Çarşamba

Galatasaray ve Taraftarlık Halet-i Ruhiyesi


Eminim ki Sarı Kırmızılı renklere gönül verenlerin birçoğu için bu sezonun rüyaları sonlandırılmış durumda. Hayaller aleminden uyanılıp gerçekliğe, hayatın gerçeklerine dönüldü. Bu renge gönül verenlerin bir an önce istedikleri şey ise tartışmasız bu sezonun bir an önce bitip yeni sezonun başlamasıdır. Hedeflerden uzaklaşıldığında geçen anların size sıkkınlık verdiği söylenebilir.

Bir an düşüncelere dalarsınız. Keşke gerçek hayat FM ve CM tadında olsaydı, sezonu bir an önce bitirebilsek ve hemen yeni sezona başlayabilseydik diye. Gerçek hayat FM veya CM’ye benzemez. Oyunlarda 24 saatte bir sezonu bitirebiliyorsunuz ama gerçek hayatta saatler oldukça ufak zaman dilimleridir.

Motivasyonunuz kaybolmuştur an itibariyle. Moraliniz bozulmuştur. Rakibinizin puan cetvelinin en tepesinde olması sizleri iyice bozmuştur. Sezon sonunda İstanbul’un karşı tarafında, ağzını açmış bir şekilde bekleyen timsahın tablonun en üstünde olması için bir çok şeyi vereceğiniz söylenebilir.

Hem bu değil midir, hedefsiz kalındığında sizi iyice kabuğunuza çektiren, keyifsiz kılan ve bitsin şu lig dedirten? En önemli rakibinizin en tepede olması! Böyle bir şey olmasaydı, sezonun sonlanmasını bekleyişiniz daha çekilebilir olabilirdi.


Eminim ki bir çok Galatasaraylı taraftarın gönlünden ve beyninden bu tür tilkiler dönüp dolaşıyordur. Ama burada ince bir nüans var; taraftarlığa bakış açısı sorgulanabilir. Gönül verdiğiniz takım için işler pek yolunda gitmediğinde uzaklaşıp gitmeli miyiz? Yoksa bu benim karşılıksız aşık olduğum renkler, evet, hedeften uzaklaşmış olabiliriz ama ben takımımın maçlarını hala büyük bir heyecanla, ellerim üşüyerek, buz keserek izleyeceğim halet-i ruhiyesinde mi olmalıyız?

Milyonlarca kişinin ruh halini bilemem tabii ki. Şahsi görüşlerime yatay geçiş yaptığımda, hedeften uzaklaşmanın beni üzdüğünü ama bu renklere olan heyecanımın sönmediğini, geri kalan maçlar oynanırken ellerimin buz keseceğini, ayaklarımın üşüyeceğini ve her atakta yine çok heyecanlanacağımı biliyorum. Sanki şampiyonluğa gidiyormuşuz gibi. Çünkü Milan Baros'un topu ayağına alması bile beni heyecanlandırıyor. Mutlu ediyor. Bu çok farklı bir şey.

Eğer bu renklere sırf başarılar için aşık olmuşsak karşılıksız bir sevgiden, tutumdan ve bağlılıktan söz edilemez. Başarılar elbette ki istenir ama bir an için kapayın gözlerinizi. İngiltere’de Premier Lig’in ya da Almanya’da Bundesliga’nın altındaki liglerde oynayan takımların sahalarında kapalı gişe oynadıklarını gözlerinizin önüne getirin. Bazıları yıllar önce şampiyonluk kazanmış, kupalar kaldırmış takımlar. Kimisi ana ligin 2-3 kademe gerisine düşmüş. Ama hala ilk günkü aşk devam ediyor o takımlara karşı.

Başarılardan uzak bir takım. Ama sevgisi karşılıksız olan taraftar grubu. Her maç futbol sanatını kapalı gişe topluluğa ikram ettiren.

Ama ülkemizdeki rekabet ülküsü yok mu? İçinizi körükleyen o nefret duygunuz yok mu? Kendini bilmez bazı yöneticiler ve medyanın nifak tohumları nedeniyle kalplerinize yerleştirilen. İşte bu nefret tohumlarıdır ki, bizleri, sevgiden, gerçek sevgiden, karşılıksız bağlılıktan uzak tutan ve başarıya giden her yolu mübah saydıran.

Evet! Belki sizler bir taraftar olarak çok amatör bir gözle bakıyorsunuzdur takımınıza. Bazen sizler için başarı her şeydir. Ama desteklediğiniz takımın bütünsel anlamda başarıya nasıl yaklaştığını tam olarak bilemiyoruz bile. Başarıyla egolarını tatmin etmek için mi? Yoksa başarıların sağladığı ivmeyle kulübün kasasına paraları boca etmek için mi? Belki bazıları için asıl amaç daha çok kazanmaktır. Daha çok para kazanmak! Ama taraftar için kazanılacak paranın önemi dahi yoktur. Eğer ki o parayla o biçim bir dünya yıldızı alınmayacaksa, müthiş bir stadyum yaptırılmayacaksa. Taraftar bunlar dışında kulübün kazanacağı paraya bakmaz bile. Tek istediği galibiyettir. Kupadır. Şampiyonluktur. Ruhunun derinliklerine nüfuz ettirilmiş nefret tohumlarının neticesinde, en büyük rakibinin taraftarlarına dönerek sağ elinin avuç içini, yumruk yapılmış sol elinin üst yuvarlağına tüm hışmıyla geçirmektir.

Zannedersem bizler buyuz..

Dönüştürülmüşüz..

Ruhumuzu kötücüllüğe satmışız.

Kazanılacak paraymış, kulübün kasasına girecek milyonlarmış taraftarı hiç alakadar etmez ilgili ruh halinde.

Onu en çok mutlu edecek şey ne paradır, ne de kupanın kendisidir.

Aslen yumruk yapılmış sol elinin üst kısmına tüm hışmıyla geçirebilmektir.

Sağ elinin avuç içiyle.

Haşırt diye..

2 yorum:

Mert dedi ki...

Merhaba Atilla,

Çok güzel kaleme almışsın bütün olan biteni.

Futbolda ya da sadece spor olayı değil. Örnek olarak ülkelerin yönetim biçiminde de eski despotların emri "Olmamalısın"dı, şimdiki yöneticilerin tavrı "Olmalısın", ama asıl gerçek "Öylesin"dir.

Galatasaray AŞ de öyledir yani 'en büyük'tür. 3 sezondur Şampiyonlar Ligi logosunu Sarı-kırmızılı formanın sol kolunda görmediğimiz doğru. Ama yeni sezon başka 'doğru' çalışmalara gebe!

Buarada aklımda bir lamba yandı, hemen şu Olmamalısın - Olmalısın - Öylesin üçlüsünü yakın zamanda kaleme alayım.

Sevgiler.

Atilla Çelik dedi ki...

Merhaba Mert,

Yorumun için teşekkür ederim. Her geçen zaman sadece taraftarlık anlamında değil insanlık anlamında da sürekli saldırılar ve tehdit altındayız. Dört bir yanımızın olumlu-olumsuz, tehlikeli-yararlı bilgilerle dolu olduğunu düşünürsek bunlardan etkilenmemek mümkün değil. Eskiden yaşam daha zor derlerdi ama ne bileyim, artık yaşam daha da zor gibime geliyor. Hayatın her alanında..

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails