6 Eylül 2009 Pazar

What Dreams May Come



Tatlı bir rastlantı kazası sonucu rüya gibi bir insanla tanışıp ruh eşinize rastlasanız. Akabinde gelen evlilik. İki güzel çocuk. Her şey mükemmeldir.

Gün gelir iki çocuk, daha kendilerini bile tanıyamamışken bir kazada ölür. Ruh eşleri tutunmaya çalışır hayata; doktor bir baba ve müzede çalışıp tablolarla ilgilenen, bazen de resim çizen bir anne.

Bir gün doktor da garip bir kazada ölür. Kadın tek başına kalır.

Her şey o zaman başlar.

Baba ölmüştür ama ruhu başlangıç itibariyle dünyayı dolaşır. Eşinin yanındadır. Ardından kendisini, eşiyle hayalini kurduğu ve bu uğurda çizdiği tablonun içinde bulur. Öbür hayatın içinde gerçek hayata gidip gelen ilginç bir yolculuğa çıkar. Bir çok şeyi keşfeder.

Gerçek hayatta atılan adımlar ve söylenenler öbür hayatımızı ne kadar etkiler?

Sevginin büyüklüğü öbür hayatta bir araya gelmeyi sağlar mı?

Hatıralarımız ne kadar önemlidir? Her şey bir illüzyondan mı ibarettir? Beyin bizi biz yapan bir şey midir, yoksa bir et parçası mı? Ne görmek istiyorsak onu mu görürüz? Rüyalarımız bizi gerçekliğe götürür mü?

Sevgimiz uğruna cenneti elimizin tersiyle itip cehennemi tercih eder miyiz? Sevgi bir şeyleri değiştirir mi?

Sonsuz hayatı kazansak, yeniden aşık olmak ve yeniden bir şeyleri denemek için başka bir bedende sıfırdan başlayan yepyeni bir hayata geri dönmek ister miydik?

Peki ya derin hayal gücümüz?



Belki 1998 yılının filmi ama, hayatın içinde olan şeylerin hangi tarihte yayınlandığı önemli midir?

Hayal gücünün üst seviyede olduğu etkileyici bir şaheser. Müthiş görsel şölenler. Bizzat içinde yaşamak isteyeceğiniz.

İzlemeyenlere…

2 yorum:

ultrANIL07 dedi ki...

Robin Williams'ın zaten yanılttığı görülmemiştir de ben bu blogu nasıl kaçırmışım ona şaştım. Gayet güzel bir blogunuz var. Daha sık görüşmek dileğimle...

Atilla Çelik dedi ki...

İltifatın için çok teşekkür ederim Anıl. Mahçup oldum.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails