7 Mayıs 2010 Cuma

Spartacus: Blood And Sand ve Üzerinden Roma’yı Okumak


22 Ocak 2010 yılında yayına başlayan ve 16 Nisan tarihinde 13. bölümüyle birinci sezona nokta koyan diziyi demin izlemeyi bitirdim. Dizi yayın hayatına başladığından beri olumlu eleştirilerden ziyade olumsuz eleştiriler almıştı. Olumsuz eleştirilerde bulunan kişileri bu kanıya vardıran durum çok kanlı olması, tavizsiz gaddarlığın had safhada olması, efektlerin doğal olmaması ve de en önemlisi sık sık erotik öğelerin kullanılmasıydı. Dizinin bu yönüyle değil ülkemizde, yabancı ülkelerde bile halka açık televizyonlarda yayımlanması imkansıza yakın. Yurtdışındaki bir çok ülkede üzerine çok konuşuldu. Kimileri diziyi 300 Spartalı kopyası olmakla suçladı, kimileri 2005-2007 yılları arasında yayımlanan Rome dizisi veyahut Stanley Kubrick’in 1960 yılında yönettiği ve Kirk Douglas’ın Spartacus’ü oynadığı efsane epik sinema Spartacus ile kıyasladı.

Spartacus: Blood and Sand dizisine yöneltilen eleştirilere elbetteki saygı duymak zorundayız. Ama bazı eleştirileri yapabilmek için de bilgi sahibi olmak gerekir. Bilgi sahibi olmadan zikredilen fikirler ise çürütülmeye her daim açıktır. Böyle bir durumda söz konusu eleştiriler zamanın şartlarının, Roma’nın dini ve tarihi yapısının dikkate alınmadığı bir noktada laf olsun torba dolsun, popüler bir diziye sırf muhalefet etmek için laf atmak tadında kalacaktır.

Filmin neden çok kanlı, gaddar, barbarca olduğu ve de erotizm öğelerinin tavan yaptığına dair duyulan rahatsızlıklar üzerine çok konuşuldu. Eğer dönemin şartlarını göz önüne almadan günümüz şartlarına göre değerlendirmelerde bulunmak istersek, asıl gerçeği gözden kaçırmış oluruz. Tıpkı 1100-1867 tarihleri arasında samuraylar arasında oldukça kutsal görülen harakiri yapmanın günümüz şartlarına göre oldukça saçma geleceği olgusunda olduğu gibi.

O halde gelelim Spartacus’e. MÖ 70 küsur yılları. Daha Hz. İsa dünyaya bile gelmemiş. Roma o zamanlar bilinen dünyaya hükmeden en büyük güç. Medeniyetin beşiği olarak görülüyor. Çünkü günümüzde olduğu gibi para ve güç kimdeyse o tarafın her zaman daha medeni olduğu söylenegelmiştir. Bizzat güç sahiplerince bizlere yansıtılmak istenen bu olmuştur. O esnalarda bilinen tek tanrılı din ise Yahudiliktir. Ama Ortadoğu civarlarında esamesi okunmakta, Roma’nın merkezi olan günümüz İtalya’sında esamesi bile okunmamaktadır. Zamanın Roması pagan inanışa sahiptir. Çok tanrılı ve adeta putperestlik tadında tapılan, dua edilen binlerce tanrı! Jupiter’den Hades’e kadar..


Öte yandan toplumun içine monte edilmiş keskin sınıfsal katman farklılıkları. Sahipler ve köleleri.. Kölelerin insanoğlunun en büyük ihtiyacı olan özgürlüğe oldukça uzak olmasının kendi üzerlerine yüklediği sorumluluklardan bahsetmeye bile gerek yoktur. Asîl tabaka zamanın tüm kaymağını yemektedir. Ego ve eğlencesi için yapmayacağı şey yoktur. Politik hırslar soyluların ruhlarını bürümüştür. Birbirlerinin arkalarından inanılmaz kuyular kazarlar ve akabinde karşı karşıya gelirler. Birbirlerine karşı arkadan insanlık dışı işler çeviren aynı politikacılar yüz yüze geldiklerinde ise dünyanın duyabileceği en naif ve zarif cümleleri ile birbirlerine devasa egolu iltifatlarda bulunurlar.

İkiyüzlülük, şehvet, hırs, dinmek bilmeyen bir ego, paraya ve bedene tapma, Sodom ve Gomorrah tadında bir hayat yaşamak ve buna da medeni yaşam demek! Zevkine düşkün soylu tabakanın en büyük eğlencesi ise arenada birbirlerine kırdırdıkları gladyatörlerdir. Kumla kaplanmış arenada en vahşi şekilde kan döken ve şampiyon olan gladyatörler bir tanrı edasındadırlar ama yine de bir köledirler. Efendilerinin eğlenebilmesi için köpek gibi ölmek zorundadırlar.

Bitmeyen hırslarıyla yaşayan, karısının gözleri önünde kölesiyle cinsel ilişkiye giren, kölelerin ve tüm konukların ortasında zevkin doruklarına tırmanan, sürekli kuyu kazıp duran ve kölelerden beslenerek göbeğini büyüten bu elit tabaka kendisine medeni demektedir. Ama zincire vurdurduğu, köpek gibi birbirine kırdırdığı, özgürlüklerini elinden aldığı ve onları hayvanlaştırmak için her türlü eziyeti bedenine boca ettiği gladyatörler ise barbarlardır!

Ne kadar da garip ve de güncel! Birden günümüzün süper güçleri aklımıza geliyor. Kara Elmas kıtasını nasıl sömürdükleri, kendisini medeni kıldığı ve Kara Elmas kıtası insanlarına sık sık barbar deyip durduğu! Köleden ne farkları olmuştur ki sıcak kıtanın siyah insanlarının? İnsanoğlunun özü 2000 yıl önce de aynıydı, günümüzde de aynı! Değişen hiçbir şey yok!


Eski Roma’da böyle bir ortam varken, gladyatörlük ve arena kavramı vahşiliğin göbek adıyken bu dizi neden kanlı yahu gibi bir eleştiride bulunmak ise şaka kıvamında! Neden bu kadar seks öğesi var demek de öyle. Zamanın Roma’sındaki güncel hayat böyleydi! Seks günümüzde bazı toplumlarda olduğu gibi bir tabu değildi o zamanın Roma’sında. Bir lokantada insanlarla yemek yemek, kahve içmek gibi sıradan bir aktiviteydi. O zamanın gerçekleri buyken, bu dizi bir dönem dizisiyse ve o dönemin gerçekleri olduğu gibi yansıtılmak istenmişse buna kılıf uydurmaya çalışmak bahane aramaya benziyor. Sanki o çok övdükleri Rome dizisinin başından sonuna kadar oldukça cüretkar seks sahneleri yokmuş gibi.

Rome dizisinde geçen bir olayı es geçerek bu diziye dil uzatmak komiğime gidiyor. Rome dizisinde soylu aileler birbirlerine hediyeler gönderirlerdi. Bazen bu hediyeler karşı soylu ailenin kadın sahibine kaslı, kasnaklı, o biçim zenciyi göndermeyi içerirdi. Nefsini köreltsin sahibe diye. Hediye öyle güzel paketlenir ki yaldızlara, altın rengine boyanır köle; erkekliğine de o biçim takılar ve zincirler takılır. Al sana müthiş bir hediye paketi!

Bir de olayın 1960 yılında Stanley Kubrick tarafından çekilen efsane epik sinema Spartacus ile kıyaslanması söz konusudur ki bu tam saçmalık. Bunun için bir çok sebebim var. Birincisi dünyanın görebileceği en büyük yönetmenlerinden birinin elinden çıkmış ve dünyaya damgasını vurmuş bir şaheserden bahsediyoruz. İkincisi 1960 yılının şartları ile 2010 yılının şartlarını aynı kefeye koyamazsınız. Günümüzde bir çok yapım daha cüretkar, kanlı ve teknolojik gelişmelerin nimetlerinden yararlanıyor. 1960 yılının o meşhur filmi genel halk tabakasına hitap etmek zorundaydı. O zamanın teknolojisinde açığa çıkmış bağırsaklar, o biçim vahşi aksiyonlar, bilgisayar destekli kan efektlerini kullanamazdınız bile.


Roma’nın tüm dünya tarihinin gelmiş geçmiş en büyük devleti, organizasyonu olduğu söylenir. Çünkü günümüze kadar inanılmaz etkileri olmuştur. Hatta günümüzün bir süper gücü gizli kapılar ardında kendisini Roma olarak nitelendiriyor bir nevi. Dinler tarihinin en keskin virajlarında Roma’nın muazzam etkisi olmuştur. Aradan geçen 2000 yıldan sonra bile hâlâ bu savaş devam etmektedir. Roma böyle bir tohum bırakmıştır binlerce yıl sonraki yeni nesillerine.

Diğer önemli husus ise arenada zafer kazanmış gladyatör, halk tarafından benimsenip tanrısallaştırılırken, söz konusu gladyatörün sahibi de bu işten deli gibi para ve mevki kazanır. Politikaya girecek cesareti bile bulur kendinde. Şampiyon olmuş gladyatörü baş göz eder. Diğer kölelere nazaran daha iyi bir yaşam sunmaya çalışır. Çünkü para ve mevkisini şampiyon olan gladyatörünün çıplak teni ve gerilmiş kaslarına borçludur.

Halkı arkaya almak bir politikacının ya da güç sahibinin en büyük hedefidir. Bugün şampiyon olan, güçlü olan, halkın ve sahibinin gözbebeğidir. Ama yarın kaybedeceği bir maç sonrası hatırlanmaz bile. Vefa bir semt adı olarak kalır. Peki günümüzde bu çok mu farklı? İş hayatından spor hayatına, günlük hayattan siyaset hayatına kadar gladyatörlük, arena kumu ve kasla elde edilmiş güç üçlemeleri iliklerimize işlememiş midir? Bir İlyas Salman’ın futbolcu filminde bile basit örneğini görebiliyorduk.

Spartacus denen adam ise her türlü vahşiliğin kol gezdiği, milletin ortasında bedenlerin şehvetli bir şekilde kullanıldığı, insanların gerçek anlamda köle olarak yaşadığı, asillerin sırf kendi zevkleri için köleleri manevi ruhlarından mahrum bıraktığı bir ortamda yaşadıkları neticesinde isyan bayrağını çeker dönemin süper gücüne. Tek amacı vardır bir noktadan sonra: Özgürlük! Bu bir devrimdir ve bu devrime ulaşmak oldukça kanlı bir yolla başlayacaktır. Nitekim dizinin 13. bölümü, yani birinci sezonun final bölümü oldukça kanlı ve gaddar olmuştur. Muazzam bir bölüm sonu olmuştur kendi açımdan.

Gladyatörler, arena ve Roma ile her zaman iç içe olmuştur. Dinler tarihinde de etkide bulunmuştur. Dönemin pagan, çok tanrılı inanışı, topluma sinmiş yozlaşmışlık, Sodom ve Gomorrah ruhunun derinliklerinde yaşanması toplum yapılanmasını sarsan bir durumdu.


Sonrasında olanlar bir çok kişi tarafından bilinir. 70 küsur yıl sonra Hz. İsa’nın doğumu, akabinde yeni bir din, işe Ortadoğu’dan başlayışı ve başlangıç itibariyle Hıristiyanların süper güç Roma karşısında çektikleri eziyetler. Başlangıçta arenalarda gladyatörler birbirine kırdırılırken, Hıristiyanlık ortaya çıktıktan sonra arenalar Hıristiyanların aslanlara yem edildiği mekanlar olarak kullanılmaya başlanır. Bu, dünya ve dinler tarihinin mitlerinden biridir. Mit diyoruz ama gerçeğin kendisidir. Morbid Angel isimli Amerikan Death Metal grubu, arenalarda Hıristiyanların aslanlara yem edilmesinden yola çıkarak insanoğlunun geçmişteki dönekliği ve aptallıkları üzerine 1993 yılında “The Lions Den” isimli bir parçayı yazar Covenant isimli albümünde. Ve şöyle seslenir:

Meydandaki kurbanlar panik içinde
Arenadaki kasaplığın çığlıkları
Onların Tanrıları nerede
Sonlarını sadakatle karşılayacakları?

Karar onaylanmıştır
Kim sorgulayabilir bu kanunları?
Kurbanların pagan inançlarını

Hepsini öldürün
İftira için hepsini öldürün
Yollarını kesin ve hepsini öldürün



Roma halkı arasında MS 2. yüzyıldan sonra Hıristiyanlık yayılmaya başlar. Nicomedia fermanları ile 303-304 yılları arasında Hıristiyanlara karşı kıyıma girişilir. 324 yılında Constantius İstanbul’a gelir. Bir yıl sonra İznik’te Hıristiyanlık kilisesini kurar. İlerleyen dönemlerden sonra kilise gücü eline geçirince alışık olduğumuz Roma’nın pagan inanışları, alenen seksist yaşamı kayıplara karışmaya başlar. Kilise her şeyi günahtan saymaya başlar. Bu da ayrı bir problemdir. Kilise, Rönesans dönemine kadar Avrupa’nın içine etmiş, bağnazlığıyla karanlık çağın yaşamasına sebebiyet vermiştir.

Ha, ne diyordum?

Spartacus: Blood and Sand iyidir, hoştur, güzeldir. Her ne kadar millet “porno lan bu” gibi kelamlar etse bile o seks sahneleri karşısında bir kere dahi erekte olduğumu hatırlamıyorum! Çünkü dizi dönemin ruhuna olduğu gibi ışık tutuyor ve atmosferi olduğu gibi yansıtıyor. İlgili atmosfer beni tamamen farklı alanlara kanalize ederek erotik kısımları önemsemememe neden oluyor. Kan elbette olacak. Efektler de.. Gladyatör bunlar. Süt çocukları değil.. Dünya tarihinin en kanlı savaşçıları be!


Dizi başlangıçlarda yoğun efektleri ve erotik sahneleri kullanmakta. Ama bölümler ilerledikçe hepsi yerli yerine oturmaya başlıyor ve asıl konuya odaklanma imkanı bulabiliyorsunuz. Atmosferi fazlasıyla alabildiğim söylenebilir. Zeyna ablamız ise eminim bir çok gencin hayallerinin gerçekleşmesine sebebiyet vermiştir bu dizide.

Dizi yayınlanırken Spartacus’ü oynayan başrol oyuncusu Andy Whitfield lenf kanseri olmuştu. Dizinin devam bölümlerinde yer alıp almayacağı konusunda bir belirsizlik yaşanmıştı. Ama söylenenlere göre teşhis erken konulmuştu ve iyileşecekti. Umarım öyledir. Kıymasınlar Spartacüsümüze!

7 yorum:

90 + 3 dedi ki...

Spartacus'u kan, vahşet ve erotik öğeler açısından eleştirenleri, Cem Yılmaz'ın stand-up şovlarını, Cem Yılmaz da çok küfür ediyo a.k. diyerek kötüleyenlere benzetiyorum ben. Aynen dediğiniz gibi bilgi sahibi olmadan yapılan eleştiriler bunlar.
2. sezon içinse, Andy Whitfield'ın iyileşmesini bekleyecekler ama mutlaka onunla ya da onsuz çekeceklerdir bence.

Atilla Çelik dedi ki...

Aynı kişiler eminim ne erotik filmler izlemişlerdir. :)

Evet. Andy'siz ya da Andy'li muhakkak çekilecek devamı. Ama bana sanki 2 sezon olacakmış gibi geliyor. Malum Spartacus'ün sonunu biliyoruz. Alternatif bir yol çizerler mi bilmiyorum. Sonuçta gerçek Spartacus olayında geçen Batiatus, Trixus gibi isimler burada da yer alıyor. Tahminim ikinci sezon çok daha manyak olacak.

Trixus'un Spartacus ile dövüştükten sonra nihayet Spartacus'e katılmayı kabul edip ona biat eden gladyatörlere "kill them all" diye haykırması muazzamdı. Bayıldım. :)

minecamur dedi ki...

Spartacus üzerinden Roma Dönemını aslında çok iyi özetleyen yazı olmuş öncelikle tebrık ederım ama bazı öğelere katılmıyorum.Paganızım'ın özellıklerınden dolayı bır sapkınllık soz konusudur zaten.Keyıflerıne düşkünlük o donemdeki altı çizilen belırgınlıktir.En guzel örnektir Roma Hamamları.Antık Yunan donemınde gynasıumlar beden eğitimi için kullanılırken,Roma dönemindeyse bu yapı formu karakter değiştirmiş, gynasiumlar gittikçe küçülüp simgeselleşmiş ve hamam yapıları büyüyüp kocaman olmuştur.Romalılar keyiflerine çok düşkündürler tamam ama sadece keyıflerıne düşkünler hiçirşey yapmazlar kölelerıne yaptırırlar demek yanlış olur.Roma'daki yurttaş haklarından dolayı kölelık sıstemı azcıkda olsa farklılık gösterır.Dunyanın en buyuk kültür medenıyetıdır Roma.Keza oturduğumuz şehırde(İst) bıle kaç tane Osmanlı Eserı vardır? %90nı Roma dönemıne aıttır.

Spartacus abımıze gerı dönersek dizidekı aslında en belırgın şey male bonding yani erkeklerin kaynasmasi olayini cok guzel bir sekilde yansitmis dizi.Camur, pislik, kum,toz ve ter akillica kullaniliyor, kabadayilik ve kabullenmeler ile birlikte. Erkekler icin karsi konulmaz cazibesi buradan da geliyor.

Atilla Çelik dedi ki...

Sevgili Mine,

Roma'nın dünyanın en büyük medeniyetlerinden biri oldupu gerçeği değişmez. Onca tarihi, edebi ve tarihi eseri de o akıllar düşündü. O ayrı bir şey. Roma'ya direkt Spartacus muhabbeti üzerinden gitmek istedim. Yoksa dünyaya damgasını vurmuş bu medeniyetin hiç iyi tarafı yoktu demem mümkün değil. Sonuçta aynı hırslar, politikalar Osmanlılar'da da var. İnsan özünde pek değişmiyor. :)

ruya tabirleri dedi ki...

evet
bir eleştiri yapmak kolaydır ama eleştiriyi yapabilmek incelik ister yapıcı eleştiri yapmalıyız bir eleştir yapacam diye bu filmin hakkı yenmemeli bilip bilmeden konuşmamalı

frankello dedi ki...

bu çocuk dizisi üzerinden roma ile ilgili gram çıkarım yapamazsınız.açın rome'u izleyinde dönem dizisi nası olurmuş anlayın.

Atilla Çelik dedi ki...

Sevgili Frankello,

Neden bilmiyorum ama çok dolmuşsun. Bu dizi üzerinden Roma ile ilgili bir gram dahi çıkarım yapabiliriz. Eğer ki ortada arena denen bir şey varsa.. Arena'da dedemler kırdırılmadı birbirine, halkı eğlendireceğim ve uyuşturacağım diye. :) Günümüzde arenanın yerini başka alanlar aldı. İnsanoğlu özünde hep aynı aslında.

Sonuçta arena denen muhabbetin ve seksist öğelerin temelinden yol almış bir yazıdır bu. Roma'nın bütün tarihini anlatan bir yazı değildir.

Rome'u açıp izlememe gerek yok. Çünkü izledim. O diziyi izlerken blogum olsaydı, emin ol onunla da ilgili bir şeyler yazardım. Dolmanıza hiç gerek yok. Bir insan minik bir noktadan dahi sayfalarca dolusu yazabilir. Hırsa gerek yok.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails